"Lübnan'da İslami Cephenin İki Yüzü: İhvan ve Hizbullah İttifakı"

 Lübnan'da İslamcı hareketlerin dinamikleri ve ittifak yapıları, Orta Doğu'nun karmaşık siyasi manzarasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda, Lübnan'daki Müslüman Kardeşler hareketi ve Hizbullah arasındaki ilişki, bölgesel politikalar ve iç siyaset açısından dikkate değer bir konudur. 

 İki grup arasındaki ilişki, zaman zaman ortak çıkarlar ve stratejik hedefler etrafında şekillenmiş, zaman zaman da ideolojik ve politik farklılıklar nedeniyle gerilimlere yol açmıştır.


Müslüman Kardeşler, 20. yüzyılın başlarında Mısır'da ortaya çıkan ve İslami değerlere dayalı bir toplum düzeni kurmayı amaçlayan bir harekettir. Bu hareket, zaman içinde Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da birçok ülkeye yayılmış ve farklı siyasi ve sosyal koşullara uyum sağlayarak çeşitli şekillerde tezahür etmiştir. Lübnan'daki Müslüman Kardeşler, bu geniş hareketin bir parçası olarak, ülkenin çok dini yapısına ve siyasi dinamiklerine entegre olmuş bir konumdadır.


Hizbullah ise, 1980'lerin başında İran Devrimi'nin etkisiyle Lübnan'da kurulmuş bir Şii İslamcı harekettir. Başlangıçta İsrail işgaline karşı bir direniş hareketi olarak ortaya çıkan Hizbullah, zamanla Lübnan'ın siyasi ve sosyal hayatında önemli bir aktör haline gelmiştir. Şii kimliğiyle öne çıksa da, Hizbullah, İslami bir direniş ve Lübnan'ın savunulması gibi konularda geniş bir yelpazede destek bulmuştur.


Müslüman Kardeşler ve Hizbullah arasındaki ilişki, her iki grubun da İsrail'e karşı tutumları ve İslami değerlere dayalı bir yönetim vizyonu paylaşmaları nedeniyle zaman zaman işbirliği yapmalarını sağlamıştır. Özellikle, İsrail'e karşı direniş bağlamında, iki grup arasında ortak hedefler etrafında bir yakınlaşma görülmüştür. Ancak, Sünni Müslüman Kardeşler ve Şii Hizbullah arasındaki mezhepsel farklılıklar, bölgesel çatışmalar ve iç siyasetteki rekabet, ilişkilerinde zaman zaman gerilimlere yol açmıştır.


Lübnan'ın karmaşık siyasi yapısı içinde, Müslüman Kardeşler ve Hizbullah, hem işbirliği yapabilecek ortak alanlar bulmuş hem de farklı siyasi ve sosyal hedefler nedeniyle birbirlerinden ayrılmıştır. Örneğin, Suriye iç savaşında Hizbullah'ın Esad rejimini desteklemesi, Sünni Müslüman Kardeşler ile aralarında önemli bir ayrılık noktası oluşturmuştur.


Lübnan'daki Müslüman Kardeşler ve Hizbullah arasındaki ilişki, bir yandan ortak İslami değerler ve bölgesel politikalardaki işbirliği potansiyeli, diğer yandan mezhepsel farklılıklar ve politik hedeflerdeki ayrılıklar tarafından şekillendirilmektedir. Bu ilişki, Lübnan'ın siyasi geleceği ve bölgesel dinamikler açısından önemli bir gösterge olarak kalmaya devam etmektedir.


Lübnan'daki İslami Hareketlerin Tarihi Arka Planı

Lübnan, çok sayıda dini ve etnik grubun bir arada yaşadığı karmaşık bir sosyal yapının bulunduğu bir ülkedir. Bu çeşitlilik, ülkenin siyasi hayatında da kendini gösterir. İslami hareketler, bu çok katmanlı yapı içinde kendi pozisyonlarını ve etkilerini şekillendirmeye çalışmışlardır. Müslüman Kardeşler'in Lübnan'daki varlığı, genel olarak bölgedeki İslami uyanışın bir parçası olarak değerlendirilirken, Hizbullah'ın yükselişi daha çok İran İslam Devrimi'nin etkisi ve İsrail'e karşı direniş bağlamında anlam kazanmıştır.

Mezhepsel Çeşitlilik ve Siyasi Dinamikler


Lübnan'da Sünni ve Şii Müslümanların yanı sıra Hristiyanlar, Dürziler ve diğer dini gruplar önemli bir demografik ve siyasi rol oynar. Bu çeşitlilik, ülkenin siyasi sistemine de yansımış ve "mezhapçı demokrasi" olarak adlandırılan karmaşık bir yönetim modelinin oluşmasına yol açmıştır. İslami hareketlerin etkisi ve politikaları, bu geniş çerçeve içinde değerlendirilmelidir.

İsrail'e Karşı Tutum


Lübnan'daki İslami hareketler, özellikle İsrail'e karşı tutumlarıyla öne çıkarlar. Hizbullah, İsrail'e karşı direnişin sembolü haline gelmişken, Müslüman Kardeşler de benzer şekilde İsrail'e karşı tutum alır. Ancak, bu konudaki işbirliği dahi zaman zaman mezhepsel ve bölgesel politikaların gölgesinde kalabilmektedir.

Suriye İç Savaşı ve Bölgesel Rekabet

Suriye iç savaşı, Lübnan'daki İslami hareketler arasındaki ilişkiler üzerinde belirleyici bir etki yapmıştır. Hizbullah'ın Suriye rejimini desteklemesi, özellikle Sünni İslami gruplarla arasında derin bir uçurum yaratmıştır. Bu durum, Lübnan iç politikasında da yansımalar bulmuş ve iki grubun stratejik hedeflerinde farklılaşmalara yol açmıştır.

Gelecek Perspektifi


Lübnan'daki siyasi ve sosyal dengeler sürekli değişim içindedir. İslami hareketlerin geleceği, hem iç dinamikler hem de bölgesel ve uluslararası faktörler tarafından şekillendirilecektir. Müslüman Kardeşler ve Hizbullah arasındaki ilişki, bu dengelerin bir yansıması olarak, işbirliği ve rekabet unsurlarını içermeye devam edecektir. Önemli olan, bu dinamiklerin Lübnan'ın istikrarı ve bölgesel barış üzerindeki etkileridir.

YSK Başkanı: Oy kullanma işlemi sorunsuz devam ediyor

 YSK Başkanı Ahmet Yener, ülke genelinde oy kullanma işleminin sorunsuz devam ettiğini bildirdi.


Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, ülke genelinde oy kullanma işlemlerinin sorunsuz biçimde devam ettiğini dile getirdi.

Sabah erken saatlerde geldiği Kurul binasından oyunu kullanmak üzere ayrıldığı sırada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yener, yurt genelinde oy kullanma işlemleriyle ilgili herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığını aktardı. "Tüm il ilçe seçim kurullarından son durumlarına ilişkin bilgi aldım. Şu anda sorunsuz olarak oy verme işlemleri devam ediyor. İnşallah günün sonunda da sorunsuz olarak oy verme işlemleri tamamlanır, sayım işlemlerine geçeriz" diyen Yener, "Saat 16:00'da 32 ilimizde, saat 17:00'da ise kalan illerimizde oy verme işlemleri sonuçlanacak. 17'den sonra Kurul toplanarak yayın yasaklarının hangi saatte kalkacağına dair bir karar verip paylaşacağız" bilgisini paylaştı.

YSK Başkanı Yener, oy kullanma işlemleri tamamlandıktan sonra, Kurul yayın yasağını kaldırmadan önce seçim sonuçlarına ilişkin herhangi bir paylaşımda bulunmamaları konusunda basın kuruluşlarını ve medya mensuplarını uyardı.

Bakan Güler, ABD Temsilciler Meclisi heyetiyle F-16 tedarik sürecini görüşecek

 

Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Bakan Yaşar Güler’in, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi heyetini yarın kabul edeceğini açıkladı. Görüşmede, terörle mücadele, F-16 tedarik ve modernizasyon süreci ele alınacak.


Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bakanlık kaynakları, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi heyetinin yarın yapacağı ziyarete ilişkin soruya şu cevabı verdi:

"Sayın Bakanımız yarın Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’den dört üyeyi Bakanlığımızda kabul edecektir. Görüşmenin ikili askeri ilişkilerimizin gündeminde yer alan terörle mücadele ve ABD’nin PKK/YPG’ye sağladığı destek başta olmak üzere, F-16 tedarik ve modernizasyon süreci, Kongre onayı bekleyen tedarik projeleri gibi hususlarda milli güvenlik hassasiyetlerimizin en üst seviyede dile getirilmesi için fırsat oluşturacağı değerlendirilmektedir."

Hava Kuvvetlerine ait CN-235 Nakliye Uçağının Deniz Kuvvetleri'ne verilmesi

Bakanlık kaynakları, Hava Kuvvetlerine ait CN-235 Nakliye Uçağının Deniz Kuvvetlerine verilmesine dair soruya şu yanıtı verdi:

"Dz.K.K.lığının harekat, ulaştırma ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Hv.K.K.lığından 1 yıl süre ile geçici olarak 1 adet CN-235 uçağı tahsis edilmiştir.
Bahse konu tahsis işlemi Hv.K.K.lığı ile Dz.K.K.lığı arasında 2021 yılında imzalanan protokol kapsamında ihtiyaç duyuldukça gerçekleştirilmekte ve kalıcı olarak envanter transferi yapılmamaktadır."

İzmir Limanı’nı ziyaret eden Yunan gemisinin Türk bayrağı çekmemesi

Bakanlık kaynakları, sosyal medyada yer alan İzmir Limanı’nı ziyaret eden Yunan Gemisinin Türk bayrağı çekmemesi paylaşımlarına yönelik basın mensuplarına şu cevabı verdi:

"Mütekabiliyet esasları çerçevesinde bizim gemilerimiz de Yunanistan liman ziyareti gerçekleştirdiğinde Yunan bayrağı çekmiyor."

Bazı gemi ve denizaltıların test ve eğitim gemisi sınıfına ayrılması

Bakanlık kaynakları ayrıca, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda bazı gemi ve denizaltıların test ve eğitim gemisi sınıfına ayrılmasına ilişkin şunları belirtmiştir:

"Yavuz Sınıfı Fırkateynlerden TCG YAVUZ ve TCG FATİH'in (FFGH), Doğan Sınıfı Hücumbotlardan TCG TAYFUN ve TCG VOLKAN'ın (PGFG), Engin Sınıfı Mayın Avlama Gemilerinden TCG EDREMİT'in (MHC); ekonomik ömürlerinin sonuna yaklaşmaları ve cihazlarının demode olmasına bağlı olarak harekât etkinliklerinin azalması nedeniyle eğitim/test gemisi olarak kullanılabilmeleri maksadıyla mevcut tip göstergeleri, yardımcı sınıf gemileri tanımlayan bir tip göstergesi olan “AG” olarak belirlenmiştir."

Uluslararası Anadolu Kartalı Tatbikatı'nın 2024 yılında icra edilmemesi

Bakanlık Kaynakları, Uluslararası Anadolu Kartalı Tatbikatının 2024 yılında neden icra edilmeyeceği konusunda ise şunları kaydetti:

"NATO Güvenlik Yatırımları Programı kapsamında Mayıs 2023 ile Mayıs 2025 tarihleri arasında 3’üncü Ana Jet Üs K.lığı/Konya’da gerçekleştirilmekte olan Konya Havaalanı Ana pist restorasyonundan dolayı 2024 yılı Uluslararası Anadolu Kartalı Eğitimi icra edilmeyecektir. Uluslararası Anadolu Kartalı Eğitimi’nin 2025 yılının Haziran ayında 3’üncü Ana Jet Üs K.lığı/Konya’da icra edilmesi planlanmaktadır. Millî Anadolu Kartalı Eğitimi ise uçaklar kendi meydanlarından kalkış-iniş yapacak şekilde 15-26 Nisan 2024 tarihleri arasında icra edilecektir."

İstanbul’daki korkunç cinayette sır perdesi aralandı

 İstanbul Bahçelievler’de bir iş yerinde yangın çıktı. İş yerindeki yangın söndürüldüğünde içeride elleri arkadan bağlanmış bir ceset bulundu. Cesedin 39 yaşındaki Mustafa Bayraktar’a ait olduğu belirlendi. Bayraktar’ın bıçaklanarak öldürüldükten sonra bağlanıp, iş yerinin de kundaklandığı değerlendirilen olayla ilgili 22 yaşında bir kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.


İstanbul Bahçelievler’de korkunç bir cinayet işlendi.


Kocasinan Merkez Mahallesi’nde dün saat 10.00 sıralarında hurda deposu olarak kullanılan iş yerinde çıkan yangın itfaiye ekipleri tarafından söndürüldü ve yapılan incelemelerde bir erkeğe ait ceset bulundu.


Elleri arkadan bağlanmış bir erkeğe ait olan cesedin baş ve el kısımlarında kesikler olduğu tespit edilirken ceset Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.


Asayiş Şube Müdürlüğü, Cinayet Büro Amirliği ekipleri hemen konuyla ilgili çalışma başlattı.


Yapılan çalışmalarda cesedin 39 yaşındaki Mustafa Bayraktar’a ait olduğu belirlendi.


Bayraktar’ın önce bıçaklandığı ardından elleri bağlandıktan sonra iş yerinin ateşe verilmiş olduğu tespit edildi.


Polis, öldürülen Bayraktar’ın son olarak görüştüğü 22 yaşındaki Şüpheli B.D’yi gözaltına aldı. B.D’nin Asayiş Şube Müdürlüğü’ndeki işlemleri devam ediyor.


SARKINTILIK İDDİASI


B.D. ifadesinde annesi ve kardeşinin iş yerinde çalıştığını söyledi. Bayraktar’ın annesine sarkıntılık yaptığını öne süren B.D., bunun üzerine aralarında tartışma başladığını anlattı.


VERİLE KOYUP YAKTI


Annesinin iş yerinden çıktıktan sonra tekrar kavga ettiklerini ve Bayraktar’ı birçok kez bıçakladığını söyleyen B.D., cesedi varile koyarak yaktığını söyledi.

İstanbul, Yılın İlk 2 Ayında 2.4 Milyon Yabancı Ziyaretçiye Ev Sahipliği Yaptı

 İstanbul, yılın ilk iki ayında 2 milyon 457 bin 518 yabancı ziyaretçiyi ağırlayarak turizmdeki etkinliğini sürdürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, bu rakam bir önceki yılın aynı dönemine göre %8,08’lik bir artışı temsil ediyor.


Ruslar, Şubat Ayında İstanbul’u Tercih Etti

İstanbul’a gelen yabancı ziyaretçilerin yarısından fazlası, 4 milyon 341 bin 606 kişinin yarısı olan 2 milyon 457 bin 518 kişiyi karşılayarak dikkat çekiyor. Özellikle şubat ayında, İstanbul’a gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre %19,14’lük bir artışla 1 milyon 291 bin 522 kişiye ulaştı.

İstanbul Havalimanı, Ziyaretçilerin İlk Tercihi

İstanbul’u ziyaret eden yabancıların ilk tercihi İstanbul Havalimanı oldu. Geçen ay 904 bin 642 yabancı ziyaretçi bu havalimanını tercih ederken, yabancı turistlerin %70,27’si burada karşılandı. İkinci sırada ise 381 bin 508 yabancı ziyaretçiyle Sabiha Gökçen Havalimanı yer aldı.

Havayoluyla Gelen Yabancı Ziyaretçi Sayısı Arttı

İstanbul’a havayoluyla gelen yabancı ziyaretçi sayısı, 2023’ün aynı dönemine göre %19,17 artarak 1 milyon 287 bin 290 kişiye ulaştı. Deniz yoluyla gelen ziyaretçi sayısı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %11,19 artarak 4 bin 232 kişiye yükseldi.

"Michael Gove'dan Terörle Mücadelede Yeni Hamle: Müslüman Kardeşler İncelemesi"

 Michael Gove, Birleşik Krallık'ın Terörle Mücadele Yasası Kapsamında Çeşitli Örgütlerin Sınıflandırılmasını İnceleme Niyetini Açıkladı


Birleşik Krallık hükümeti, terörle mücadele çabalarını genişletme yolunda önemli bir adım atarak, Michael Gove'un liderliğinde, terörle mücadele yasası kapsamında çeşitli örgütlerin sınıflandırılmasını inceleme kararını duyurdu. Bu kapsamlı inceleme, aralarında "British Muslims Foundation" (Birleşik Krallık Müslümanları Vakfı) gibi kuruluşların da bulunduğu, Müslüman Kardeşler ile ilişkilendirilen grupların sınıflandırılmasını değerlendirecek.

Gove, bu hamlenin Birleşik Krallık'ın ulusal güvenliğini güçlendirmeye yönelik olduğunu vurgulayarak, "Terörizmin her türlüsüyle mücadelede kararlıyız. Bu, sadece şiddete bulaşmış gruplara karşı değil, aynı zamanda toplumumuzda ayrılık ve nefret tohumları eken, radikal düşünceleri yaymaya çalışan yapılanmalara karşı da bir duruştur," dedi.

Bu inceleme, Birleşik Krallık'ın terörle mücadele yasasının bir parçası olarak, örgütlerin terörle ilişkili olup olmadıklarını ve bu bağlamda yasal bir sınıflandırmaya tabi tutulup tutulmamaları gerektiğini değerlendiriyor. İncelenen örgütler arasında, özellikle "British Muslims Foundation" dikkat çekiyor. Bu kuruluş, bazı çevrelerce Müslüman Kardeşler ile ilişkilendiriliyor ve Gove'un açıklamaları, hükümetin bu tür bağlantıları ciddiye aldığını gösteriyor.

Gove, bu incelemenin, Birleşik Krallık'ta yaşayan Müslüman topluluğuna yönelik bir genelleme veya damgalama niyeti taşımadığını belirtti. "Amacımız, toplumumuzun güvenliğini tehdit eden örgütlerle mücadele etmektir. Din, ırk ya da etnik köken ayrımı yapmaksızın, her türlü terörizmle mücadele edeceğiz," diye ekledi.

Birleşik Krallık hükümetinin bu adımı, ulusal ve uluslararası düzeyde geniş yankı buldu. Bazı çevreler, hükümetin radikalizmle mücadelede daha proaktif bir rol almasını olumlu karşılarken, bazı insan hakları örgütleri ve Müslüman topluluk temsilcileri, bu tür sınıflandırmaların toplumsal bölünmeye yol açabileceği ve masum sivil toplum kuruluşlarının haksız yere hedef alınabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Sonuç olarak, Michael Gove'un açıklaması, Birleşik Krallık'ın terörle mücadele stratejisinin yeni bir boyutunu işaret ediyor. Hükümet, ulusal güvenliği sağlamak adına çeşitli örgütlerin faaliyetlerini yakından incelemeye alırken, bu sürecin toplumun çeşitli kesimlerini nasıl etkileyeceği ve ulusal birliğe olan etkisi büyük merak konusu.

Edirne'de 'ekmeğe zam' iddiası: Valilikten açıklama geldi

 Edirne Valiliği yere basında çıkan ekmeğe zam iddialarının ardından açıklama yaprak, fiyatlarda bir değişiklik olmadığını duyurdu.


 Edirne Valiliği, 200 gram ekmeğin 7,50 liradan satıldığını, fiyat tarifesinde bir değişiklik olmadığını bildirdi.


Edirne Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada yerel basında çıkan haberlerin kamuoyunda yer alması ve vatandaşlardan gelen yoğun talep üzerine süreçle ilgili açıklama yapılması gereği duyulduğu belirtildi.


Ekmeğin satış tarifesinde değişiklik olmadığı vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:


"Ekmek fiyat tarifeleri Meslek Odaları Tarafından Üretilen Mal ve Hizmetlerin Azami Fiyat Tarifelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelikler kapsamında belirlenmektedir.


 Buna göre, ilgili odaların aldığı kararların öncelikle Ticaret Bakanlığına gönderilmesi ve bu sürecin tamamlanmasının ardından mevzuatta belirtilen süreler içerisinde Valiliğimize bildirilmesi gerekmektedir.


Bu noktada, ilgili odalar tarafından henüz Valiliğimize ulaşmış yeni bir fiyat tarifesi bulunmamaktadır. İlimizde halen geçerli olan halk tipi ekmek kilogram fiyatı 37,50 lira olup, 1 adet 200 gram ekmeğin 7,50 lira olarak satışı yapılmaktadır. Valiliğimize mevcut fiyat tarifesinin dışında meslek odalarınca alınmış farklı bir fiyat tarifesi ulaştığında mevzuatın verdiği yetki ile hareket edilecektir."

Antalya'da dükkan sahibi ile seçim broşürü dağıtmak isteyenler arasında çıkan kavga ölümle sonuçlandı

 Antalya'da CHP'nin seçim broşürünü dükkanlara dağıtan kişiler ile bir dükkan sahibi arasında kavga çıktı. Broşür bırakmak isteyenleri dükkanından çıkaran Sinan Elbir ile broşür dağıtan Ahmet B. arasında çıkan kavganın büyümesi sonucu bir kişi vurularak öldürüldü.


 

Olay 21 Mart'ta saat 12.00 sıralarında Muratpaşa ilçesi Güzeloluk Mahallesi 1830'uncu Sokak'taki market ve şarküteri dükkanında meydana geldi. CHP'nin seçim otobüsünden inen kişiler, dükkana broşür bıraktı.

İş yeri sahibi Sinan Elbir, broşürleri bırakanları tersleyip, dükkandan çıkardı. Broşür bırakan Ahmet B.'nin, iş yeri sahibine yaptığının yanlış olduğunu söylemesi üzerine aralarında tartışma çıktı.

Sokaktan geçerken durumu gören Ahmet B.'nin yeğenleri Haktan Faik Çoban ile ağabeyi Burak Devran Çoban'ın da dahil olduğu tartışma, kavgaya dönüştü.

Dükkan sahibi Sinan Elbir, çekmecedeki tabancasını çıkarıp, tek el ateş etti. Haktan Faik Çoban'ın karnından girip çıkan mermi, kardeşi Burak Devran Çoban'ın karnına isabet etti.

2 kardeş hastaneye götürülürken, şüpheli gözaltına alındı. Tedavi altına alınan kardeşlerden Haktan Faik Çoban kurtarılamadı.

2 KİŞİ TUTUKLANDI

Ahmet B.'nin yeğenlerinden Haktan Faik Çoban'ın ölümüne, Burak Devran Çoban'ın yaralanmasına neden olan Sinan Elbir, 'kasten öldürme' suçundan tutuklandı.

Diğer yandan yine parti broşürü nedeniyle Elbir'i darbettiği iddiasıyla gözaltına alınan Ahmet B. de 'yaralama' suçundan tutuklandı.

OLAY ANI KAMERALARA YANSIDI

Olay, iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, broşürü iş yerine bırakan Ahmet B. ile Sinan Elbir'in bir süre tartıştığı, Ahmet B.'nin eline aldığı ürünleri market içine fırlattığı görüldü.

Sinan Elbir'in Ahmet B.'ye tokat attığı, kavganın ardından dükkanın dışına taştığı görüntülere yansıdı. Ahmet B.'nin 2 yeğeninin durumu görüp, dayıları ile iş yerine geldiği, ardından Sinan Elbir'i darbettiği de görüntülerde yer aldı.

Sonrasında Sinan Elbir'in tezgahtan çıkardığı tabancayla tek el ateş ettiği de görüntülere yansıdı.

İŞ YERİNE TÜFEKLE SALDIRI

Siyasi parti broşürü kavgasının yaşandığı iş yerine, pompalı tüfekle ateş edildiği de ortaya çıktı.

Olayın yaşandığı günün gecesinde, 22 Mart'ta saat 02.30 sıralarında yüzünü kapatan bir kişinin iş yerinin önüne geldiği, elindeki pompalı tüfekle 3-4 kez ateş edip kaçtığı görüldü.

O anlar iş yerinin güvenlik kamerasına yansırken, polis şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "2028 yılında KAAN’ı Hava Kuvvetlerimize teslim edeceğiz"

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ”İnşallah 2028 yılında KAAN’ı Hava Kuvvetlerimize teslim edeceğiz. Bu tarihten itibaren gök vatanımızı KAAN ile koruyacağız. İnsansız hava araçlarımızın başarılarını artık cümle alem biliyor” dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankırı’da düzenlenen mitingde konuştu. Çankırı il merkezindeki Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen miting alanını binlerce vatandaşa seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çankırı’ya bugüne kadar mahcup olmadık, yine olmayacağız. Kentsel dönüşüm bizden, TOKİ bizden, fabrikalarda Hüseyin Bey’den. TOKİ yoğun çalışmalarla yanınızda. Fabrikalar da Başkan Hüseyin Bey’den. Sizlerin bu halini gördükten sonra Cumhurbaşkanı olarak sizlerin yanındayım. Çankırı’ya olan minnet borcumuzu daha fazla çalışarak, daha fazla ter dökerek, daha fazla eser ve proje üreterek ödeyeceğiz. Bunun için 31 Mart çok önemli. Sizlerden 31 Mart’ta bir kez daha destan yazmanızı istiyorum. Aşk ile koşan yorulmaz diyerek ülkemize ve milletimize hizmet için gece gündüz koşturuyoruz. Sadece Mart ayının başından itibaren doğudan batıya, kuzeyden güneye 23 farklı ilimizi ziyaret ettim, bu tarz mitingler yaptım. Yabancı misafirlerimizin yanı sıra, şehit ailelerinden sağlık personelimize, şoförlerimizden vakıf ve derneklerimize toplumumuzdan her kesimden insanımızla kucaklaştık, hasbihal ettik, iftar sevincini paylaştık” dedi.

”İnşallah 2028 yılında KAAN’ı Hava Kuvvetlerimize teslim edeceğiz”

Türkiye’nin hedefleri ile ilgili konuşan Erdoğan, “Mazlumlara el uzatmak, zalimlerin zulümlerine dur demek, Gazze başta olmak üzere kardeşlerimize yardımcı olmak için çalıştık, çalışıyoruz. Deprem bölgesinde inşasını tamamladığımız 76 binden fazla konutun kuralarını çekerek depremzedeleri yeni yuvalarına yerleştirdik. Bunun gibi nice hamle, nice faaliyetle Türkiye’yi büyütmenin, Türkiye yüzyılını inşa etme çabasındayız. Bizim gündemimizde deprem bölgesi var, bizim gündemimizde dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimiz var, bizim gündemimizde aziz milletimizi layıkıyla temsil etmek var, bizim gündemimizde içinde bulunduğumuz asra Türk mührünü vurmak var, bizim gündemimizde ülkemizin ekonomisini güçlendirmek, ihracatını arttırmak, tarımını, turizmini, sanayisini geliştirmek var, bizim gündemimizde Türkiye’yi dünyanın devler ligine yükseltmek var. Savunma sanayisinde her gün yeni bir başarıya imza atıyoruz. Bir dönem toplu iğne üretmezken, tabanca bile yapamıyorken, bugün kendi gemimizi, tankımızı, füzemizi, savaş uçağımızı imal eder hale geldik. KAAN’ın göğe doğru süzülüşünü izlediniz değil mi? Uçak teker keserken sizlerin de gözü doldu, göğsü kabardı mı? Bizlere bu günleri gösteren Allah’a hamd olsun. Her türlü ambargoya rağmen 5’inci nesil savaş uçağımız KAAN, ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi. ‘Yapamaz’ dediler, yaptık. ‘Uçmaz’ dediler uçurduk. Önümüze engel çıkardılar, hepsini tek tek aştık. Ülkemizdeki müzmin muhalifler ‘kalorifer peteği’ diyerek bu başarıyı küçümsemeye çalışsalar da KAAN savaş uçağımız dostlarımıza güven, düşmanlarımıza büyük korku saldı. Asya’sından Avrupa’sına ve Amerika’sına bu teknolojiye sahip olduğunun ne manaya geldiğini bilenler KAAN’ı çok yakından takip ediyor. İnşallah 2028 yılında KAAN’ı Hava Kuvvetlerimize teslim edeceğiz. Bu tarihten itibaren gök vatanımızı KAAN ile koruyacağız. İnsansız hava araçlarımızın başarılarını artık cümle alem biliyor” diye konuştu.

“Sınırlarımızın 300-350 kilometre ötesinde teröristleri tespit ediyor, hiç ummadıkları anda etkisiz hale getiriyoruz”

Teröristlere göz açtırılmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın 50’ye yakın ülkesinde TB-2’ler, Akıncılar, Ankalar, Aksungurlar kullanılıyor. SİHA’lar terörle mücadelede bize kritik kabiliyetler kazandırıyor. Bölücü terör örgütü mensupları için artık hiçbir şey güvenli değil. Sınırlarımızın 300-350 kilometre ötesinde teröristleri tespit ediyor, hiç ummadıkları anda etkisiz hale getiriyoruz. Devletimize kast etmenin, vatan evlatlarına saldırmanın bedelini bu katil sürülerine çok ağır bir şekilde, misliyle ödetiyoruz. Donanmamızın amiral gemisi Anadolu’nun ardından daha büyük bir uçak gemisi yapmanın hazırlıklarına başladık. Savunma sanayisinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar durmayacağız, yolumuzdan geri dönmeyeceğiz” şeklinde konuştu. 

Dünyanın dört bir yanından mesaj yağdı: Geçmiş olsun Kate

Aylardır ortada olmayan ve hakkında birçok komplo teorisi üretilen Galler Prensesi Catherine’in kanser olduğunu açıklamasının ardından dünyanın dört bir yanından destek mesajları yağdı.


 Galler Prensesi Kate Middleton, önceki akşam Windsor Kalesi’nde kaydedilen bir videoyla aylardır neden kamuoyunda gözükmediğine açıklık getirdi. Prenses, ocak ayındaki karın ameliyatı sonrasında kanser olduğunun anlaşılması üzerine önleyici kemoterapi gördüğünü duyurdu. Kate, “Bu elbette büyük bir şok oldu, (eşim) William ve ben genç ailemizin iyiliği için bunu özel olarak ele almak ve yönetmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz” dedi. 42 yaşındaki Prenses’e dünyanın dört bir yerinden mesaj yağıyor. ‘GeçmişolsunCatherine’ etiketi X sosyal medya platformunda trend olurken, siyasi liderler, ünlüler ve sıradan vatandaştan destek mesajları geldi.


- İngiltere Başbakan Rishi Sunak, yokluğu nedeniyle Prenses’in haksız muameleye maruz kaldığını hatırlatarak “Yaptığı açıklamayla muazzam bir cesaret örneği göstermiştir” ifadesini kullandı.


-ABD Başkanı Joe Biden, First Lady Jill Biden ile “Prenses Kate, tamamen iyileşmeniz için dua eden dünyanın dört bir yanındaki milyonlara katılıyoruz” mesajını iletti.


-Eski Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka Trump da “Hepimiz onun mahremiyetine saygı duyarak ve olumlu düşünceler göndererek desteğimizi gösterelim” dedi.


-Kanada Başbakanı Justin Trudeau “Cesaretle paylaştığı kanser haberinin ardından düşüncelerim Galler Prensesi, çocukları ve tüm Kraliyet Ailesi ile birlikte” dedi.


-Galler doğumlu oyuncu Catherine Zeta-Jones da Middleton’a destek verdi. Zeta-Jones, “Galler ve dünya sizinle. Sizi her zaman seviyorum” dedi.


-Kate’in Anneler Günü’nde yayınlanan fotoşoplu fotoğrafıyla dalga geçen Blake Lively ise Instagram’da özür diledi.


“Aptalca bir paylaşım yaptım, o paylaşım bugün beni mahcup etti. Özür dilerim. Herkese her zaman sevgi ve iyi dileklerimi gönderiyorum” diye yazdı.


HARRY VE MEGHAN’DAN ZEYTİN DALI


Prenses Kate’in hastalığını açıklaması üzerine Prens Harry ve eşi Meghan Markle’ın dargın oldukları Kate ve eşi Prens William ile temasa geçtiği belirtildi. Sussex Dükü ve Düşesi Harry ve Meghan’ın haberden şoke oldukları ve önceki akşam özel olarak Kate ve William’a ulaştıkları bildirildi. Prens Harry’nin geçmiş olsun dileği için İngiltere’den ağabeyi William’a desteğe gelip gelmeyeceği ise bilinmiyor. Harry ve Meghan’ın ABD’de Kraliyet Ailesi’nin sırlarını ifşa eden kitap ve yayınları İngiltere’de büyük tepki çekmişti.


KRAL CHARLES, KATE İLE GURUR DUYUYOR


KISA bir süre önce kendisinin de kanserle mücadele ettiğini açıklayan İngiltere Kralı 3’üncü Charles’ın, gelini Prenses Kate’in konuşma cesaretinden ötürü kendisiyle gurur duyduğu belirtildi. Buckingham Sarayı’ndan yapılan açıklamada, “geçtiğimiz haftalar boyunca Kral’ın sevgili geliniyle yakın teması sürdürdüğü” kaydedildi.


GALLER LANETİ Mİ


GENÇLİK adı Kate Middleton olan Prenses Catherine, Kral 3’üncü Charles’ın tahta çıkmasıyla Galler Prensesi unvanını almıştı. Galler Prensesi unvanını son olarak Catherine’in kayınvalidesi olan Prenses Diana kullanmıştı. Prens Charles’tan boşanan Diana, 1997 yılında paparazzi takibinde geçirdiği trafik kazasında ölmüştü. Prenses Kate’in de genç yaşta kanserle mücadele etmek zorunda kalması ‘Galler Prensesi’ unvanının uğursuz olduğu yorumlarına neden oldu.




 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türk siyasetini kirletmeye kimsenin hakkı yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'daki para sayma görüntülerine ilişkin Erdoğan, "Türk siyasetini kirletmeye, kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı utandırmaya kimsenin hakkı yok" dedi.



Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karabük'te düzenlenen mitingde halka hitap etti.

Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;

Osmanlı'ya nice devlet adamı yetiştiren, şairleri ve yazarlarıyla nam salmış Karabük'te sizlerle olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu sefer arayı biraz açtık galiba. Karabük'ü özlemişiz. Sanki Karabük'te bizi özlemiş gibi. Alın teri ile karılmış harcın. Hiç kimseye yoktur minnetin borcun. Sen emek şehrisin, gönlümde burcun. Daim yolun açık olsun Karabük. Sonsuza kadar yüzün gülsün Karabük. Maşallah şu katılıma bak. Merak ettim sordum. Emniyetin verdiği rakam 46 bin. Bu ne demektir? 31 Mart akşamı inşallah Karabük'te zaferi beraber kutlayacağız. Karabük, cumhuriyetimizin yurdu demir ağlarla örme bu hedefin ilk meyvelerinden biri olarak milletimizin gıpta ettiği bir iftihar tablosudur.

"Şehrimiz fabrikalar yapan fabrikasıyla ekonomimize eşsiz katkılar sunuyor"

Demir yollarının sadece ulaşım ağından, demir çelik fabrikalarının sadece bir tesisten ibaret olmadığının, aynı zamanda koskocaa bir şehri doğurabildiğinin ispatı Karabük'tür. Bu şehrin 13 haneli bir köyden bugünkü modern şehre dönüşümü cumhuriyetimizin kazanımlarından biridir. Ekmeğini demirden çıkaran insanların şehri olan Karabük, Türkiye sanayisinin de can damarları arasında yer alıyor. Şehrimiz fabrikalar yapan fabrikasıyla ekonomimize eşsiz katkılar sunuyor. Karabük'e hizmet etmek, Gazi Mustafa Kemal'in mirası olan bu şehri Türkiye Yüzyılı'nda daha da ileri götürmek bizim için aynı zamanda bir vefa meselesidir. Ne diyor Karabük türküsünde; Çuha yelek ekli olur, çirkin seven dertli olur, sever isen güzel sev, güzel merhametli olur. Evet, Karabük hem güzel, hem merhametli bir şehir olarak varlığıyla ülkemiz ve milletimiz için rahmettir.

"Çalışanlarımızın ve emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların çözümü boynumuzun borcudur"

Bu vesileyle Karabük'e teşekkür borcumu da ifade etmek istiyorum. Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan seçimlerde Cumhur İttifakı'na milletvekilliği seçimlerinde yüzde 62'yi aşan, cumhurbaşkanlığında kardeşine yüzde 64'e varan oranlarda destek verdiniz. Bunun için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. 31 Mart'ta sandıkta çok daha yüksek oy oranlarıyla yanımızda olacağınıza inanıyorum. Buna var mıyız? Sizlerin sevgisine, vefasına, kardeşliğine layık olabilmek için bizler de daha çok çalışacağız. Ben cumhurbaşkanı olarak ekibimle çok çalışacağım ve yerel yönetimlerle el ele vereceğiz, Allah'ın izniyle Karabük'ü çok daha farklı bir yere taşıyacağız. İşçisiyle, esnafıyla, üreticisiyle, emeklisiyle, öğrencisiyle bu şehirde yaşayan her bir kardeşimin üzerimizde hakkı var. Bunları ödemekle mükellefiz. Bilhassa çalışanlarımızın ve emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların çözümü boynumuzun borcudur. 

"Enflasyon yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başlayacak"

Sırtlarında yumurta küfesi olmayanlar diledikleri gibi atıp tutabilirler. Bunlar meydanlarda söz verip göreve gelince unutmayı iyi bilirler. Biz ise bir şeyi söylediğimiz zaman yapmakla mesuluz. Önce tüm hazırlıklarımızı tamamlayacağız ondan sonra çıkıp sözümüzü söyleyeceğiz. Aksi takdirde ötekilerden bir farkımız kalmaz. Ülkemizin son 10 yıldır yaşadığı badireleri biliyorsunuz. Hepsinin üstüne bir de asrın felaketi 6 Şubat depremleri bindi. Depremin ekonomimize getirdiği ilave fatura 104 milyar dolardır. Sadece bu yıl için deprem bölgesine 1 trilyon liradan fazla kaynak aktardık. İstanbul başta olmak üzere risk altındaki şehirlerimizin süratle depreme hazırlanmaları gerekiyor. Önümüzdeki en büyük problem olan enflasyon Allah'ın izniyle yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başladığında bunların hepsi için daha geniş bir hareket alanına sahip olacağız. İşte o zaman ülkenin imkanlarını milletimizin tüm kesimlerine yansıtarak son dönemde yaşanan refah kayıplarını fazlasıyla telafi edeceğiz.

"Türkiye'yi önümüzdeki dönem 2 kat daha büyüteceğiz"

Türkiye'yi geçtiğimiz 21 yılda nasıl 3 kat büyüttüysek inşallah önemizdeki dönemde 2 kat daha büyüterek bunu başaracağız. Azimle ve sabırla çalışarak üstesinden gelemiyeceğimiz hiçbir mesele yoktur. Yeter ki birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkalım. Yeter ki, aramıza bozguncuları, fitne tüccarlarını sokmayalım. Gerisi sadece vakit ve planlama meselesidir. Karabük'ün her mücadelemiz gibi bu zorlu süreçte de yanımızda yer alacağına inanıyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerifinizi tekrar tebrik ediyorum. İnşallah Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart'ı milli irade bayramı olarak beraberce kutlayacağız.

Ülkemizde seçim dönemleri cumhurbaşkanından milletvekiline ve belediye başkanına kadar her kademedeki yöneticilerin belirlendiği demokrasi şölenleri olmanın ötesinde anlamlara sahiptir. Her seçim aynı zamanda kimin kiminle yol yürüdüğünü, kimin nerede durduğunu görmemize vesile olan tarihi ve milli bir sınamadır. Cumhur İttifakı olarak biz ister seçime birlikte girelim, ister ayrı adaylarla girelim hep tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, şu karşımdaki tablo gibi kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

"Şimdi nerede bunlar, 6'lı masa ne oldu?"

Siyasetimiz milletimizin birliği, vatanımızın bütünlüğü, devletimizin bekası çevresinde şeffaf ve erdemli bir tarzda şekillendi. Geçtiğimiz mayıs ayında karşımızda kurulan ittifakı hazırlıyorsunuz değil mi? Şimdi nerede bunlar? 6'lı masa ne oldu? Parlamentoda bunlardan bir kişi yok, hepsi gitti, dağıldılar gittiler. Birisi de hani diyordum ya, o da Ankara'da daire tutmuşlar... evet şimdi o dairede takip ediyor. Tüm suçu bay Kemal'in sırtına yükleyip hepsi de şimdi kendi keyfine bakıyor. 6'lı masa dediler, 16'lı masa dediler, birileri de masanın altına girdi. Şimdi bizim Karadeniz'in çayını DEM'liyorlar.

"Şimdi bir de ortaya deste deste, valiz valiz para görüntüleri çıktı"

Ülkenin gündemi deprem bunların umurunda değil, hatta depremzedelere hakaret ederek gerçek karakterlerini sergiliyorlar. Ülkenin gündemi sınırlarımızın terörden arındırılması ama bunların umurunda değil. Hatta ortaklarına yaranmak için utanmasalar terör örgütüne militan yazılıp ideolojik eğitime girecekler. Ülkenin gündemi çalışanların refah kaybının telafisi ama bunların umurunda değil. Hatta istismar kabilinden ettikleri üç beş lafı saymazsak buradan kendilerine çıkacak siyasi rantı düşünüp el ovuşturuyorlar. Hangi meseleyi ele alırsak alalım karşımıza benzer manzaralar çıkıyor. Şimdi bir de ortaya deste deste, valiz valiz para görüntüleri çıktı. Dolar mı dersin, avro mu dersin şimdi bunlar var. Türk siyasetini bu kadar kirletmeye kendilerine oy verenler başta olmak üzere insanımızı bu kadar utandırmaya kimsenin hakkı yok, olmamalı. Nereden nerelere geldik. Hale bakın tabii bunun için kızarmasını bilen bir yüz, utanmasını bilen bir yapı lazım. Allah'tan korkuları var mı bilmeyiz, ama kuldan utanması olmayanlardan uzak durmak lazım. Bunun adı siyaset değil, ortada eser ve hizmet namına zaten bir şey yok.

El-Tikriti ve Tamimi'nin Britanya'nın Aşırılık Karşıtı Yasasına Karşı Duruşunun Çürütülmesi

 Anas el-Tikriti ve Azzam Tamimi'nin İngiltere'nin Yeni Aşırıcılık Yasasının Tartışmalı Reddi


Birleşik Krallık'taki son gelişmelerde, aşırıcılığı engellemeyi amaçlayan yeni bir yasanın yürürlüğe girmesi, önemli miktarda tartışma ve tartışmayı ateşledi. Bu yasa teklifine karşı çıkan sesler arasında, eleştirilerini yüksek sesle dile getiren Anas el-Tikriti ve Azzam Tamimi de yer alıyor. Bu makale, yasayı reddetmenin ardındaki nedenleri ele alıyor ve sivil özgürlüklerle dengeyi korurken aşırıcılıkla mücadelede böyle bir yasanın gerekliliğini savunarak tutumlarının eleştirel bir analizini sunuyor.


Söz konusu Kanun


Önerilen yasa, Birleşik Krallık'ın artan aşırıcılık tehdidine karşı koyma yeteneğini geliştirmek için tasarlandı. Sadece şiddet içeren eylemleri değil aynı zamanda nefreti teşvik eden veya ayrımcılığı teşvik eden eylemleri de içerecek şekilde aşırılığın tanımını genişletmeyi amaçlıyor. Amaç, radikal ideolojilerin toplumda kök salmasını engelleyerek daha güvenli bir ortam yaratmaktır.


El-Tikriti ve Tamimi'nin Duruşu


Her ikisi de Britanya'daki Müslüman cemaati içindeki çalışmalarıyla tanınan Anas el-Tikriti ve Azzam Tamimi, yeni yasaya açıkça karşı çıktılar. Yasanın çok geniş ve belirsiz olduğunu, potansiyel olarak ifade özgürlüğü ve muhalif olma hakkını ihlal ettiğini öne sürüyorlar. Bunun, Müslüman toplulukları ve diğer azınlık gruplarını haksız yere hedef almak, siyasi ve dini inançların meşru ifadelerini engellemek için kullanılabileceğinden korkuyorlar.


Eleştirel Bir Analiz


Sivil özgürlüklerle ilgili kaygılar geçerli ve yeni yasalar hazırlanırken her zaman dikkate alınması gerekirken, El-Tikriti ve Tamimi'nin tutumu, aşırıcılığın tüm biçimlerine değinme yönündeki acil ihtiyacı gözden kaçırıyor gibi görünüyor.


  Diğer birçok ülke gibi Birleşik Krallık da yalnızca nefreti teşvik etmekle kalmayıp aynı zamanda ulusal güvenliğe doğrudan tehdit oluşturan ideolojilerle baş etme zorluğuyla karşı karşıya kaldı.


     Aşırıcılığın Tanımlanması: Yasanın çok geniş kapsamlı olduğu yönündeki eleştiri, aşırılığın çeşitli tezahürlerini kapsamak için genellikle net bir dilin gerekli olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor. Kanunun etkili olabilmesi için kapsamlı olması gerekir.


     Özgürlüklerin Korunması: Güvenlik ve özgürlük arasında bir denge kurmak çok önemlidir. Yeni yasa, suiistimallere yol açmamasını sağlamak için gözetim mekanizmaları ve adli inceleme süreçleri gibi sivil özgürlükleri korumaya yönelik güvenceler içerebilir.


     Kolektif Duruş İhtiyacı: Aşırıcılıkla mücadele, dini liderler ve topluluk liderleri de dahil olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin ortak çabasını gerektirir. El-Tikriti ve Tamimi gibi eleştirmenler yasaya doğrudan karşı çıkmak yerine, yasanın şekillendirilmesine katkıda bulunabilir, hem amacı doğrultusunda etkili olmasını hem de bireysel haklara saygılı olmasını sağlayabilirler.


     Cezalandırma Yerine Önleme: Yasanın nihai amacı, radikalleşmeyi şiddete yol açmadan önlemek olmalıdır. Yasa, sosyal izolasyon ve ayrımcılık gibi aşırıcılığın temel nedenlerini tanımlayıp ele alarak, eğitim ve toplumsal katılımı içeren daha geniş bir stratejinin parçası olabilir.


Güvenlik ve Özgürlük Arasındaki Denge Yasası


Britanya'nın yeni aşırıcılık yasasını çevreleyen tartışma, güvenlik ve sivil özgürlükler arasındaki karmaşık etkileşimi vurguluyor. Anas el-Tikriti ve Azzam Tamimi'nin endişeleri aşırıya kaçma konusundaki meşru korkulardan kaynaklanıyor olsa da, aşırıcılıkla mücadele için sağlam mekanizmalara sahip olmanın öneminin farkına varılması önemlidir.


  Birleşik Krallık, hem hedefleri açısından etkili hem de özgürlüklere saygılı bir yasa üzerinde çalışarak vatandaşlarını aşırı ideolojilerin oluşturduğu tehditlerden koruma konusunda bir adım daha atabilir. Güvenlik ve özgürlüğün el ele gitmesini sağlayacak şekilde ilerleme kaydedilecek olan şey bu konuların incelikli bir şekilde araştırılmasıdır.


Azzam Tamimi kimdir?


Azzam Tamimi, Filistin davasına ve çeşitli İslami hareketlere verdiği destekle tanınan Filistinli bir akademik ve siyasi aktivisttir. 1955 doğumlu olup Filistin kökeninin yanı sıra İngiliz vatandaşlığına da sahiptir. Tamimi, Hamas'ın destekçisi olarak tanınıyor ve bu desteğini birçok vesileyle ve uluslararası forumlarda dile getiriyor.


Irak ve Britanya'da eğitim gördü ve burada doktora derecesini aldı. Londra'daki Westminster Üniversitesi'nden Siyaset Felsefesi dalında. Tamimi'nin İslam düşüncesi, Orta Doğu siyaseti ve Filistin mücadelesi üzerine çok sayıda kitap ve yayını bulunmaktadır. Ayrıca İslam ve Arap konularına odaklanan araştırma merkezleri ve medya kuruluşlarının kuruluş ve yönetiminde görev aldı.


Azzam Tamimi aynı zamanda Arap dünyasında demokrasi, insan hakları, kamusal özgürlükler gibi konularda cesur duruşları ve samimi görüşleriyle de tanınıyor. Üniversitelerde ve uluslararası forumlarda, farklı kültürler ve medeniyetler arasındaki diyalog ve anlayışın önemini vurgulayan çok sayıda konferans ve seminer vermiştir.

 Azzam Tamimi aynı zamanda Arap dünyasında demokrasi, insan hakları, kamusal özgürlükler gibi konularda cesur duruşları ve samimi görüşleriyle de tanınıyor. Üniversitelerde ve uluslararası forumlarda, farklı kültürler ve medeniyetler arasındaki diyalog ve anlayışın önemini vurgulayan çok sayıda konferans ve seminer vermiştir.


Anas el-Tikriti kimdir?


Anas el-Tikriti, insan hakları davalarına verdiği destek ve savaş karşıtı duruşuyla tanınan, Irak kökenli bir İngiliz aktivisttir. Irak'ta doğdu, Birleşik Krallık'a taşındı ve burada özellikle Orta Doğu ve İslam dünyasıyla ilgili siyasi ve sosyal aktivizmde öne çıkan bir isim oldu.


Al-Tikriti, Batı ile İslam dünyası arasındaki anlayışı geliştirmek için çalışan ve bir arada yaşama ve diyalog kavramlarını destekleyen, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Cordoba Vakfı'nın kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. Ayrıca insan hakları, barış ve sosyal adalet odaklı birçok kuruluşta da aktif rol oynadı.


Anas el-Tikriti, herkes için temel özgürlükler ve adaletin önemine yaptığı vurgu ve ayrımcılık, ırkçılık ve İslamofobiye karşı kampanyalara aktif olarak katılmasıyla tanınıyor. Ayrıca, jeopolitik konular ve insan haklarına ilişkin analizlerini sunarak İngiliz ve uluslararası medyada birçok kez yer aldı.


Al-Tikriti'nin kariyeri, dünya çapında barışı ve sosyal adaleti teşvik etmek için çalışarak, farklı kültürler arasında diyalog ve karşılıklı anlayış ilkelerine olan bağlılığıyla öne çıkıyor.

BM Dünya Mutluluk Raporu

 Birleşmiş Milletler'in 143 ülke arasında yaptığı değerlendirmeyle belirlediği Dünya Mutluluk Raporu'nda Finlandiya 7. kez birinci sırada yer aldı.



Türkiye 98. sıraya yükselirken rapora göre en mutsuz ülke Afganistan oldu.

Türkiye aynı listede geçen yıl 106. sıradaydı.

Raporda ilk 10 içinde yer alan Avrupa dışından iki ülke Avustralya ve İsrail oldu.



Google'a 250 milyon euroluk ceza

 Fransa Rekabet Kurulu, ABD'li teknoloji devi Google'a medya kuruluşlarının yaptığı haberler üzerinden kazandığı paralarla ilgili kural ihlali yaptığı gerekçesi ile 250 milyon euro para cezası kesti.



Fransa, medya şirketlerine içerikleri ile ilgili ödeme yapma şartlarına ilişkin bir anlaşmayı ihlal ettiği için Google'a 250 milyon euro para cezası vereceklerini söyledi. 

AFP'nin haberine göre Fransa Rekabet Kurumu yaptığı açıklamada, para cezasının 2022'de verilen taahhütlere uymamaktan kaynaklandığını söyledi. Kurum ayrıca Google'ı haber yayıncılarıyla içeriklerinin kullanımı karşılığında ne kadar tazminat ödeneceği konusunda pazarlık yapmamakla suçladı.

Google ve diğer çevrimiçi platformlar, gelirleri medya şirketleri ile paylaşmadan haberlerden milyarlarca dolar kazanmakla suçlanıyor. AB, haber üreticilerinin para kazanmasına olanak tanıyan yazılı basının içeriklerini kullanma karşılığında tazminat talep etmesine olanak tanıyan bir telif hakkı düzenlemesi oluşturdu.

Fransa, kuralların uygulandığı ilk yer oldu. Google ve Facebook, web aramalarında gösterilen makaleler için bazı Fransız medyasına ödeme yapmayı kabul etti. 2022'de Fransız düzenleyiciler, Google'ın haber kuruluşlarıyla adil bir şekilde pazarlık yapma taahhütlerini kabul etti.

Anlaşmaya göre ABD'li teknoloji devi, haber gruplarına telif hakkı şikayeti aldıktan sonraki üç ay içinde şeffaf bir ödeme teklifi sunmak zorunda. Fransız dergi ve gazetelerini temsil eden kuruluşların yanı sıra Agence France-Presse (AFP) de 2019 yılında düzenleyici kuruma dava açmıştı.

Google, içerik için ödeme yapma fikrine karşı yoğun bir mücadele verdi ve daha önce de medya kuruluşları ile pazarlık yapmadığı için 2021'de 500 milyon euro (530 milyon dolar) para cezasına çarptırıldı.




 


Debunking Al-Tikriti and Tamimi's Stand Against Britain's Anti-Extremism Law

  The Controversial Rejection of Britain's New Extremism Law by Anas al-Tikriti and Azzam Tamimi


 

In recent developments within the UK, the introduction of a new law aimed at curbing extremism has sparked a significant amount of debate and controversy. Among the voices raised against this legislative proposal are those of Anas al-Tikriti and Azzam Tamimi, two figures who have been vocal in their criticism. This article delves into the reasons behind their rejection of the law and provides a critical analysis of their stance, arguing for the necessity of such a law in combating extremism while maintaining the balance with civil liberties.

The Law in Question

The proposed law is designed to enhance the UK's ability to counteract the growing threat of extremism. It seeks to broaden the definition of extremism, including not just violent acts but also those that promote hate or encourage discrimination. The intention is to create a safer environment by preventing radical ideologies from taking root in society.

The Stance of Al-Tikriti and Tamimi

Anas al-Tikriti and Azzam Tamimi, both known for their work within the Muslim community in Britain, have been outspoken in their opposition to the new legislation. They argue that the law is too broad and vague, potentially infringing on freedom of speech and the right to dissent. They fear that it could be used to unfairly target Muslim communities and other minority groups, stifling legitimate expressions of political and religious beliefs.

A Critical Analysis

While concerns about civil liberties are valid and must always be considered when drafting new laws, the stance of al-Tikriti and Tamimi seems to overlook the pressing need to address extremism in all its forms.

 The UK, like many other countries, has faced the challenge of dealing with ideologies that not only promote hatred but also pose a direct threat to national security.

    Defining Extremism: The criticism that the law is too broad overlooks the fact that precise language is often necessary to cover the various manifestations of extremism. The law must be comprehensive to be effective.

    Safeguarding Freedoms: It is crucial to strike a balance between security and freedom. The new law can incorporate safeguards to protect civil liberties, such as oversight mechanisms and judicial review processes, to ensure that it does not lead to abuse.

    The Need for a Collective Stand: Combating extremism requires a collective effort from all sectors of society, including religious and community leaders. Instead of opposing the law outright, critics like al-Tikriti and Tamimi could contribute to shaping it, ensuring it is both effective in its aim and respectful of individual rights.

    Prevention Over Punishment: The ultimate goal of the law should be to prevent radicalization before it leads to violence. By identifying and addressing the root causes of extremism, such as social isolation and discrimination, the law can be part of a broader strategy that includes education and community engagement.

Balancing Act Between Safety and Freedom

The debate surrounding Britain's new extremism law highlights the complex interplay between security and civil liberties. While the concerns of Anas al-Tikriti and Azzam Tamimi are rooted in legitimate fears of overreach, it is essential to recognize the importance of having robust mechanisms in place to combat extremism.

 By working towards a law that is both effective in its objectives and careful in its respect for freedoms, the UK can take a step forward in safeguarding its citizens from the threats posed by extremist ideologies. It is in the nuanced exploration of these issues that progress will be made, ensuring safety and freedom go hand in hand.

Who is Azzam Tamimi  !!

Azzam Tamimi is a Palestinian academic and political activist known for his support of the Palestinian cause and various Islamic movements. Born in 1955, he holds British nationality in addition to his Palestinian origins. Tamimi has been recognized as a supporter of Hamas and has expressed this support on many occasions and international forums.

He was educated in Iraq and Britain, where he obtained a Ph.D. in Political Philosophy from the University of Westminster in London. Tamimi has authored several books and publications on Islamic thought, politics in the Middle East, and the Palestinian struggle. He also participated in the founding and management of research centers and media institutions focusing on Islamic and Arab issues.

Azzam Tamimi is also known for his bold positions and candid opinions on issues such as democracy in the Arab world, human rights, and public freedoms. He has delivered numerous lectures and seminars at universities and international forums, emphasizing the importance of dialogue and understanding between different cultures and civilizations.

Who is Anas al-Tikriti

Anas al-Tikriti is a British activist of Iraqi descent, known for his support of human rights causes and his anti-war stance. Born in Iraq, he moved to the United Kingdom where he became a prominent figure in political and social activism, particularly concerning the Middle East and the Islamic world.

Al-Tikriti is the founder and head of the board of directors of the Cordoba Foundation, a non-profit organization that works to enhance understanding between the West and the Islamic world and supports concepts of coexistence and dialogue. He has also played an active role in many other organizations focused on human rights, peace, and social justice.

Anas al-Tikriti is recognized for his emphasis on the importance of fundamental freedoms and justice for all, actively participating in campaigns against discrimination, racism, and Islamophobia. Additionally, he has made several appearances in British and international media, providing his analyses on geopolitical issues and human rights.

Al-Tikriti's career is distinguished by his commitment to the principles of dialogue and mutual understanding between different cultures, working towards promoting peace and social justice worldwide.

Uluslararası kurum ve kuruluşlar Gazze'de bir kez daha sınıfta kaldı

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ''Uluslararası kurum ve kuruluşlar Gazze'de bir kez daha sınıfta kaldı. Bu süreçte kabul edelim ki İslam dünyası da iyi bir sınav veremedi." dedi.



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da düzenlenen "Kadim Dostlar İftarı"nda konuştu.

Gazze ve işgal edilmiş Filistin toprakları sebebiyle maalesef bu Ramazan-ı Şerif'i buruk karşıladıklarını, buruk idrak ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Çoğu çocuk ve kadın 40 bine yakın kardeşimizin şehit edildiği, 73 bin kardeşimizin yaralandığı, 7 binden fazla masumun halen yıkıntıların altında olduğu Gazze'de son asrın en vahşi soykırımlarından biri yaşanıyor. Sahne önünde İsrail'i eleştiren ama İsrail'e katliamlarını yapabilmesi için silah ve mühimmat desteği veren Batılı ülkelerin münafıklığı, Gazze'yi dünyanın en büyük çocuk ve kadın kabristanına çevirdi.

''BU SÜREÇTE KABUL EDELİM Kİ İSLAM DÜNYASI DA ÇOK İYİ BİR SINAV VEREMEDİ''

Uluslararası kurum ve kuruluşlar Gazze'de bir kez daha sınıfta kaldı. Bu süreçte kabul edelim ki İslam dünyası da çok iyi bir sınav veremedi. Çok gayret gösterildi, çok çaba harcandı. Uluslararası kurumlar nezdinde pek çok girişimde bulunuldu. Ama bütün bu diplomatik çabalar İsrail'in şımarıklığı, hukuk tanımazlığı ve küstahlığı karşısında beklenen tesiri oluşturamadı."

Erdoğan, Müslümanlar olarak bunun muhasebesini muhakkak yapmaları gerektiğini dile getirerek, "Bu öz eleştiriyi ne kadar erken, ne kadar açık yüreklilikle yaparsak, Filistin halkıyla birlikte tüm ümmet-i Muhammed için o kadar hayırlı olacağına inanıyorum. Türkiye olarak acı da olsa doğruları söylemekten, hakkı ve hakikati haykırmaktan çekinmeyeceğiz. Ülkemizin daha da güçlenmesi için mücadele ederken İslam dünyasında vahdet bilincinin kökleşmesi için de çabalarımızı yoğunlaştıracağız." ifadesini kullandı.

Gazze'ye yönelik saldırıların, kendileriyle birlikte kardeşlerine yönelik saldırıların engellenmesinde de gücün önemini gösterdiğini söyleyen Erdoğan, çeşitli sabotajlara, ambargolara ve engellere rağmen hayata geçirdikleri savunma sanayisi projelerinin değerinin bugün çok daha iyi anlaşıldığını aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birilerinin niye KAAN'ı hedef aldığının, Akıncı'dan, TB2'den, Kızılelma'dan, Anka'dan niçin rahatsız olduğunun ortaya çıktığını, önümüzdeki dönemde bu projelere yenilerini ekleyeceklerini vurguladı.

"TÜRKİYE, TÜM İMKANLARIYLA GAZZELİ KARDEŞLERİNE SAHİP ÇIKMAKTADIR"

İlk günden beri pek çok zorluğa rağmen Gazze'ye gönderdikleri 40 bin tonu aşan insani yardımların artarak süreceğini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada bir hususu ifade etmek durumundayım. Türkiye, Irak-İran savaşında nasıl komşularına kucak açtıysa, Suriye'deki zulümden kaçan muhacirlere nasıl ensar olduysa, Kafkasya'dan Kırım'a nasıl hiçbir kardeşine sırtını dönmediyse, bugün de tüm imkanlarıyla Gazzeli kardeşlerine sahip çıkmaktadır. Bu gerçeği hiçbir iftira değiştiremez, yalanlar, çarpıtmalar bu hakikatin üstünü asla örtemez. İsrail'in sadece İsrail olmadığını, gerisindeki Amerika'sıyla, İngiltere'siyle, Almanya'sıyla, Fransa'sıyla, daha onlarca destekçisiyle bambaşka bir denklemi ifade ettiğini görmeyenin aklına da vicdanına da şaşarız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistinli yiğitlere "terörist" iftirası atanların listesinden Meclis'e girenler ile bu zihniyetle aynı çizgide buluşanların kendilerine söyleyecek sözü olamayacağını belirtti.

Siyasi çıkar sağlamak için Türkiye düşmanlarının oyunlarına gelenleri önce Allah'a, sonra da milletin vicdanına havale ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkedeki kimilerinin Filistin, Gazze ve Ramallah diye bir yerin varlığından ilk kez 7 Ekim'de haberdar olmuş olabileceğini belirterek, "Bazı çevreler, Filistin halkının hak ve adalet mücadelesini ilk kez 7 Ekim'de duymuş da olabilir. Ama biz bu mücadeleye, buradaki yol ve dava arkadaşlarımızla birlikte ömrümüzü adadık. Dünyada hiçbir siyasetçinin yapmaya cesaret edemeyeceği dik duruşu, bundan 15 sene önce 'one minute' diyerek açıkça ortaya koyduk." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün nasıl zalimlerin karşısında, mazlumların yanında yer aldılarsa, bugün de aynı yerde olduklarını, aynı vakur tavırlarını muhafaza ettiklerini ve bundan sonra da bu duruşlarından geri adım atmayacaklarını kaydetti.

Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden birini, 14-28 Mayıs'ta, alınlarının akıyla gerçekleştirdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Altılı masada oturanlar ne diyordu? 'Parlamentodayız.'. 'Cumhurbaşkanını bu masa tayin edecek.' diyorlardı. Ama onların dediği olmadı. Tam aksine, hamdolsun bizler şu anda Cumhurbaşkanlığı makamındayız, onların hiçbiri şu anda Parlamentoya bile giremedi. Zira, 'Ve mekeru ve mekarallah, vallahu hayrul makirin.'. Onlar kendilerine göre bir hesap yapıyorlar ama bu hesapların üzerinde en büyük hesap Allah'ındır ve o gerçekleşti." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kandil'deki terör baronlarından Pensilvanya'daki hainlere kadar tüm terör örgütlerinin karşılarında yer aldığı bu seçimlerden zaferle çıktıklarına işaret ederek, şunları söyledi:

"Şişirilmiş anketler ve ücreti mukabil çalışan kalemşörlerin gazlamalarıyla iktidara yürüdüklerini zanneden faşist zihniyetin, seçim sürecinde nasıl pervasız hale geldiğini hep birlikte gördük. Daha ortada hiçbir şey yokken atılan hesaplaşma naralarını, gizleme gereği dahi duymadıkları devr-i sabık oluşturma niyetlerini hep beraber utançla takip ettik. İnşallah, 31 Mart akşamı da bu neticeyi hep beraber görmeyi Rabbim bizlere nasip eylesin."

Ülkenin farklı köşelerinde insanlara, medyaya ve sosyal medyaya yansımayan pek çok sözlü ve fiili saldırının yaşandığını bildiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle kılık kıyafetinden, dış görünüşünden dolayı kardeşlerinin hedef alındığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Şubat dönemivari nefret suçlarına maruz kaldıkları ifade ederek, sandıkta iki kez elde ettikleri tartışmasız seçim başarısıyla tüm bunların önüne geçtiklerini, muhalefeti de yönlendiren bir avuç azgın azınlığın sessiz çoğunluk üzerinde yeniden tahakküm kurmasına 'Dur' dediklerini vurguladı.

Sadece Cumhur İttifakı'na oy veren kardeşlerinin değil, diğer siyasi partilere gönül veren vatandaşların da özgürlüğünü, hak ve hukukunu böylece garanti altına aldıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Seçimlerden sonra yaptığımız, 'Türkiye kazanmıştır. 85 milyon ferdiyle Türk milleti kazanmıştır.' ifadesi asla altı boş bir beyan değildi. Türkiye, takip eden aylarda daha iyi görüldüğü üzere gerçekten büyük bir badire atlattı. Adeta uçurumun kenarından döndü." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yüzyılı vizyonu ve buna güç, destek veren milletin aynı zamanda istiklal ve istikbaline de sahip çıktığını belirterek, hak ve özgürlükler dahil bir şeyi inşa etmenin zor olduğunu, kimi zaman yıllar, on yıllar aldığını ama kazanımları kaybetmenin son derece kolay olduğunu söyledi. Erdoğan, mayıs seçimlerinin kendilerine öğrettiği en temel hususun bu olduğunu vurguladı.

"Milli Şair" Mehmet Akif Ersoy'un, "Gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat yeter/Hadi gel yapalım geri şunu desen, bir Sinan gerek bir de Süleyman." dizelerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kardeşlerim, hangi nedenle olursa olsun yapılan yanlış bir tercih, Allah korusun sonu keşkelerle dolu nice pişmanlıklara yol açabilir. Etkileri iyi hesaplanmadan alınan fevri kararlar, düzeltilmesi yıllar sürecek büyük bir tahribata sebebiyet verebilir. Attığımız her adıma, söylediğimiz her söze, kılı kırk yaran bir hassasiyetle yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum." ifadelerini kullandı.

"BUNLAR TAM ZAMANLI DEĞİL, YARI ZAMANLI MESAİ EHLİYDİLER"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019'daki yerel seçimlere işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"2019'daki Mahalli İdareler Seçimlerinde çok küçük oy farklarıyla el değiştiren bazı belediyelerde yaşananları hepimiz biliyoruz. Ehil kadroların yerine göreve gelen kifayetsiz muhterislerin şehrimizi ne hallere düşürdüğünü izah etmeme gerek var mı? Bırakın vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran yeni projelere, yeni eserlere imza atmayı, ulaştırma başta olmak üzere birçok alanda tıkır tıkır işleyen sistemleri bile bunlar bozdu. Şehirlerimizi belediyecilik hizmetlerinde ileriye götüremedikleri gibi, beceriksizlikleriyle bir nevi fetret devrine soktular. En basitinden deprem bu ülkenin bir gerçeğiyken, yönettikleri şehirlerimizi depreme hazırlama noktasında hiçbir gayret sarf etmediler. Bunlar tam zamanlı değil, yarı zamanlı mesai ehliydiler."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kendi şahsi reklamlarına verdikleri ehemmiyetin yarısını, şehrin kördüğüm haline gelen sorunlarının çözümüne vermediler. Utanmadan, sıkılmadan üst geçitlerin gövdesine 'İsrafı bıraktık.' diyor. Hangi israfı? Sadece, sizin şurada, malum mahallere ve mahfillere harcadığınız rakamlar öyle bilinir gibi değil. Belediye başkanlığı gibi sorumluluğu ve vebali ağır bir görevi tek iş olarak değil, yarı zamanlı bir ek iş olarak yaptılar. Seçim gecesi milletin gözünün içine bakılarak söyledikleri, 'Kazanıyoruz.' yalanlarını ise neyse bugün kendileri bile hatırlamak istemiyor." ifadelerini kullandı.

Tüm bu yaşadıklarının kendilerine bir gerçeği gösterdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin kalkınma yolculuğunun sekteye uğramadan devam edebilmesi için Cumhurbaşkanı kadar, Meclis kadar, yerel yönetimlerde kimin olduğu, belediye başkanlığı makamında kimin oturduğu da önemlidir. Hükümet ile mahalli idareler arasındaki uyumun, vizyon, niyet ve fikir birlikteliğinin ülkemizi hedeflerine daha kolay ulaştıracağı bir gerçektir. Burada yaşanacak bir uyumsuzluğun da kimi yerlerde son 5 yıldır olduğu gibi bizi yavaşlatacağı aşikardır." değerlendirmesinde bulundu.

Bu bakımdan 31 Mart'ı milletin önüne açılan yeni bir fırsat penceresi olarak gördüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Asla gevşemek yok, kesinlikle rehavete kapılmak yok. Boş verme seçeneğimizin olmadığı kritik bir seçime gidiyoruz. Şu an karşımda bulunan her bir kardeşimin önümüzdeki seçimlere işte bu geniş zaviyeden bakmasını istiyorum." dedi.

"ULAŞILMADIK KİMSEYİ BIRAKMAMA HEDEFİYLE BU 13 GÜN BOYUNCA ÇALIŞACAĞIZ"

Neredeyse 22 yıldır iktidarda olan, 11,5 milyonu aşkın üyesi olan bir siyasi partide elbette bazı eksikler, içlerine sinmeyen bazı durumların olabileceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Nasıl beş parmağın beşi de bir değilse, siyaset sahnesindeki insanların da aynı olması beklenemez. Siyaset, ehemmi mühimme tercih etme, yani stratejik karar verme sanatıdır. Akılla, basiretle, ferasetle hareket ederek ülkemiz, milletimiz, şehrimiz ve davamız için en hayırlı kararı 31 Mart'ta vereceğimize inanıyorum. Özellikle siyasi hırslarını, milletin maslahatının önüne koyanların izlediği AK Parti ve Cumhur İttifakı'na güç kaybettirme stratejisini 31 Mart'ta hep birlikte boşa düşürmemiz gerekiyor. Ben şu anda karşımdaki kardeşlerimden bunu bekliyorum. İnşallah bunu boşa düşüreceğiz ve yolumuza kaldığımız yerden 'Yeniden İstanbul.' diyerek devam edeceğiz. Sandıkta her oy önemlidir. AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın başarısı için her bir kardeşimizin desteğine, duasına, gayretine, mücadelesine ihtiyacımız var. Önümüzde çok iyi değerlendirmemiz gereken sadece 13 gün kaldı. Ulaşılmadık kimseyi bırakmama hedefiyle bu 13 gün boyunca çalışacağız."