Türkiye, ulusal hava savunma kalkanı planında ilerleme kaydediyor

 İSTANBUL — Türkiye, hava sahasının güvenliğini artırmak amacıyla geliştirdiği Çelik Kubbe hava savunma sistemi projesinde önemli planlarını tamamladı. Bu proje, ülkenin savunma kabiliyetini çok katmanlı ve ileri teknolojiye sahip bir sistemle güçlendirmeyi amaçlıyor.


Karar, geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Savunma Sanayii İcra Komitesi’nin (SSİK) ikinci toplantısında alındı. Çelik Kubbe, geniş bir hava savunma varlığını entegre ederek yapay zeka desteğiyle gerçek zamanlı operasyonel bir tablo oluşturmayı ve merkezi kontrol sağlamayı hedefliyor.


Çelik Kubbe, Aselsan tarafından Roketsan ve TÜBİTAK SAGE işbirliğiyle geliştirilen yerli bir girişimdir. Mevcut ve gelecekteki sensörler, iletişim ağları ve silah sistemlerini tek bir sistem altında birleştirerek kapsamlı bir hava sahası koruması sunmayı amaçlamaktadır.


Projenin hedefi, Türkiye'yi dronlar ve füzeler gibi gelişen hava tehditlerine karşı savunabilecek birleşik bir savunma ağı kurmaktır.


İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sıtkı Egeli’ye göre, Çelik Kubbe tamamen yeni bir girişim değil; son on yılda geliştirilen çeşitli hava ve füze savunma sistemlerini entegre etme çabasıdır.

Türkiye’nin gizli hazinesi: Korunması gereken 11 taş var

 Yapılarda kullanılan taşlar sınırsız değil ve bazıları sadece belirli bölgelerden çıkarılabiliyor. Türkiye bu açıdan büyük bir zenginliğe sahip. Elazığ’ın vişne rengi mermeri gibi bazı türler tükenme noktasına gelse de aralarında Andezit, Sille, Midyat, Oltu, Lüle taşının da olduğu Türkiye’ye özgü 11 ayrı taş türü daha var.


Farklı koşullar altında dev kayaçlar milyonlarca yılda geçirdikleri dönüşümle, değerli ya da yarı değerli taşlara dönüşüyor. Elmas, yakut, zümrüt gibi değerli taşlar yanında ametist, akik, yeşim, oniks gibi yarı değerli taşlar bu şekilde ortaya çıkıyor.

Çoğunlukla ziynet eşyalarında bu taşlar kullanılsa da mimaride ve yapıların süslenmesinde kullanılan taşlar da kıymetli ve her taş her bölgede bulunmuyor.


Türkiye’nin gizli zenginliği

Türkiye, yapılarda kullanılan bu taşlar açısından dünyanın en şanslı ülkeleri arasında yer alıyor. Türkiye’ye özgü kimisi küçük eşyaların yapımında kimisi de mimari eserlerde kullanılan 11 ayrı taş türü var. Bunlar lüle Taşı, Oltu Taşı, Ankara Taşı, Sille Taşı, Küfeki Taşı, Nevşehir Taşı, Ahlat Taşı, Midyat Taşı, Bayburt Taşı ve Denizli Traverteni olarak sıralanıyor.

Dünya mermerinin yarısına yakınına tek başına sahip olan Türkiye’nin Elazığ Vişnesi olarak bilinen kırmızı renkle mermeri ise neredeyse tükendi.

Selçuklu Sille, Cumhuriyet Andezit kullandı

Yapılarda kullanılan ve Türkiye’ye özgü bu taşlar, mimariye de damgasını vuruyor. Selçuklulardan kalma mimari şaheserlerin tamamına yakını Sille Taşı’ndan yapılmış durumda. 2 bin derece ısıya dayanabilen Sille Taşı, Konya’dan çıkarılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve Milli Mimari akımının başlamasıyla inşa edilen 1. Meclis, Ankara Hukuk, Dil Tarih ve Coğrafya Fakülteleri, Ankara Garı, İşbank, Sümerbank binaları gibi yapılar ise ‘Ankara Taşı’ olarak bilinen pembe renkli andezit taşı ile inşa edildi.



Miras oldular

Jeolojik Mirası Koruma Derneği (JEMİRKO) Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Kazancı, doğal taşların ‘süs taşları’ ve ‘yapıtaşları’ olarak iki ayrı grupta değerlendirildiğini belirterek, “Yapıtaşları, kullanım alanına göre küçük el aletlerinden dış mekan kaplamasına, temel ve taşıyıcı elamanlardan mıcır yapımına kadar bir çok alanda kullanılıyor. Doğal taşlar da bulunduğu yere özgüdür” diyor. Türkiye’nin jeolojik miras nitelikle doğal taşlara sahip olduğunu belirten Kazancı, şunları söylüyor:

“Miras taşların önemi, yüz yıllardır kültürel yapılan inşasında rol oynanası ve üretildiği ocakların çok bilinen bir formasyona ait olmasıdır. Cumhuriyet dönemi Ankara’nın önemli mimari eserlerinde pembe renkli andezit, Selçuklu mimarisine ait Konya’daki eserlerde Sille Taşı kullanılması buna örnektir. Bu nedenle bunlar ‘miras taş’ olarak tanımlanıyor. Eskişehir Lüle Taşı, Erzurum Oltu Taşı da gösterişle tespihler, kolyelerle miras taş hüviyeti kazandı. Dünyada değerli taşların ticaretinde büyük bir rekabet var.”



“Verimli çıkarılmalı”

Bu doğal taşlar kıymetli ancak sınırsız değil. Prof. Dr. Kazancı, taş ocaklarından verimli çıkarılması gerektiğini altını çiziyor. Verimsiz bir taş çıkarma durumunda değerlendirilebilen kısım yüzde 5’e kadar düşebiliyor. 

Kazancı, “Vahşi işletme olarak nitelenen eski usul taş çıkarma yapılmaması, kayalık alanların delik deşik edilmemesi gerekir. ‘Her yer kaya’ mantığında vazgeçilmeli. Bu kaynaklar sonsuz değildir. Bunun en bilinen örneği dünyaca meşhur ‘Elazığ Vişnesi’ adlı kırmızı mermerdir. Artık yok ve eski mimari eserlerde, süslemelerde görebilmek mümkün” diyor.



Çin örneği

Çin, bu ülkeye has yeşim taşının üretimi ve ülke dışına çıkarılması konusunda ciddi yaptırımlar uyguluyor. Türkiye’nin de değerli taşları konusunda benzer düzenlemeler yapabileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Uluslararası Yerbilimleri Birliği (International Union of Geological Sciences - IUGS) ve UNESCO ortaklığı ile son on yıldır, ‘Miras Taşlar (Heritage Stones)’ Programı yürütülüyor ve kriterlere uygun taşlar, ‘Miras Taş’ olarak tescil ediliyor. Bu konuda gerekli girişimleri yapmak ise yerel yönetimlere düşüyor. Prof. Kazancı, “Yerel yönetimler, Türkiye’nin bu önemli zenginliğini tanıtmalı ve Miras Taş olarak tescil ettirme girişimlerinde bulunmalıdır” diyor.

Narin'in ölüm nedeni belli oldu

Diyarbakır'da kaybolduktan sonra cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran'ın boğularak öldürüldüğü tespit edildi. Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı ise 12'ye yükseldi.


Merkez Bağlar ilçesinin Tavşantepe Mahallesi'nde 21 Ağustos'ta kaybolan ve dün Eğertutmaz Deresi'nde cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran'ın ölümüne ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sürüyor.

Narin'in cansız bedenini Eğertutmaz deresine saklayan N.B. ile Narin'in annesi, ağabeyi ve akrabalarının da aralarında olduğu 11 şüpheli tutuklanmıştı.

Tutuklu sayısı 12'ye yükseldi

Soruşturma kapsamında çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince "Suç delillerini yok etmek" suçundan tutuklanan amca Fuat Güran'ın 13 Eylül'de gözaltına alınan eşi Hediye Güran'ın jandarmadaki işlemlerin ardından getirildiği adliyede cumhuriyet savcılığındaki sorgusu tamamlandı.

Hediye Güran, "Kasten öldürmeye iştirak" suçundan sevk edildiği sulh ceza hakimliğince tutuklandı. Böylece tutuklu sayısı 12'ye yükseldi.

"Narin boğularak öldürüldü"

Narin'in öldürülmesine ilişkin İstanbul Adli Tıp Kurumundaki inceleme sürüyor. Alınan örnekler üzerinde yapılan incelemedeki ilk tespitte, Narin Güran'ın boğularak öldürüldüğü belirlendi.

Adli Tıp Kurumunun raporu tamamladıktan sonra adli makamlara iletilecek.

Narin'in kaybolduğu andan itibaren aramaların geciktirilmesinin ve delil karartılmasının nedeni de dikkatle araştırılıyor. Arama çalışmalarının sürdüğü 3'üncü günde, çıkan şüpheli yangın da bu kapsamda ekiplerin merceğinde. Biyolojik incelemede Narin'in vücudunda herhangi bir DNA izine rastlanamamıştı.

BAE'nin Ankara Büyükelçiliğince düzenlenen Kültür Festivali başladı

 Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Ankara Büyükelçiliği, Türkiye ile BAE arasındaki ilişkileri, işbirliğini ve kültürel etkileşimi artırmak amacıyla iki gün sürecek "Kültür Festivali"nin açılışını yaptı.



Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Ankara Büyükelçiliği, Türkiye ile BAE arasındaki ilişkileri, işbirliğini ve kültürel etkileşimi artırmak amacıyla iki gün sürecek "Kültür Festivali"nin açılışını yaptı.

BAE'nin Ankara Büyükelçiliğince Başkent Millet Bahçesi'nde halka açık düzenlenen Kültür Festivali açılışına Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam, BAE'nin Ankara Büyükelçisi Said Sani ez Zahiri, yabancı misyon temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.

Bakan Yardımcısı Çam, açılış konuşmasında, iki dost ve kardeş ülkenin birbirlerini yakın bir şekilde tanımasına vesile olan ve gelecek nesillere doğru bir şekilde aktarılmak üzere kültürel zenginliklerin buluştuğu bu tür etkinliklerin, ilişkilerin daha da güçlenmesine ve gelişmesine önemli katkı sağladığını ifade etti.

Çam, geçmişten gelen çeşitli kültürel zenginliklerin korunması ve yaşatılmasının özellikle 21. yüzyılda çok daha büyük önem taşıdığını belirterek, kültürel zenginliklerin yok olduğu, tek tipleşme ve standartlaşma şartlarının zorlandığı dünyada, bu etkinliklerin, ülkelerin zenginliklerini daha da geliştirmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Ülkelerin ve halkların birbirini gerçekten görerek, yaşayarak, dostluğunu pekiştirerek, yemek yiyerek, müziklerini dinleyerek ve bütün kültürel zenginliklerini hissederek tanımanın önemini vurgulayan Çam, kısa süreden büyük atılımlar yapan ve güzel başarılara imza atan BAE'nin zenginliğini, kültürel birikimini ve sanatını tanıma açısından bu etkinliğin önemli olduğunu söyledi.

Çam, BAE'nin ekonomi, ticaret ve uluslararası faaliyetlerdeki başarılarını Türkiye'nin her zaman gururla yad ettiğini kaydederek, bundan sonraki süreçte de bu zenginlikleriyle, kültürel faaliyetleriyle birlikte artan ivmeyle bu ilişkilerin gelişerek artmasına katkı sağlayacak her türlü çabayı göstereceklerinin altını çizdi.

Barışın korunması ve gelişmesi için gösterilen çabaların kıymetli olduğunu aktaran Çam, "Güçlü, muktedir, yetkin devletlerin, ülkelerin bu coğrafyada etkin olması çok kıymetli. Dolayısıyla başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere, bu coğrafyada aktif olan bütün devletlerin başarılı olması, barışın tesisi konusunda çaba sarf etmesi çok kıymetli." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin de bu coğrafyada barışın ve huzurun tesisi için büyük bir mücadele verdiğini kaydeden Çam, her alanda da aktivite ve çabalarını artırdıklarını dile getirdi.

- Hedef, yıl sonuna kadar 60 milyon turist

Çam, Türkiye'nin 1,3 trilyon dolara yaklaşan ekonomik gücü, 60 milyar dolarlık turizm geliri ve 300 milyar dolara yaklaşan ihracat potansiyeliyle bütün dostları ve kardeşleriyle işbirliklerini artıracağını ve bütün kazanımlarını paylaşmaya daha da hazırlıklı olacağını anlattı.

Geçen yıl 55 milyon uluslararası turisti ağırladıklarını ve bu sene hedefin 60 milyon olduğunu aktaran Çam, Kovid-19 salgınından sonra Avrupa'da turizm gelirleri artan ülkeler arasında ilk sırada yer aldıklarına dikkati çekti.

Çam, İslam ve Arap dünyasıyla uluslararası düzeyde çok daha büyük işbirliklerinde bulunmaya devam edeceklerini dile getirdi.

Ankara ve İstanbul'un da Abu Dabi gibi bir merkez haline geldiğine işaret eden Çam, "Bütün uluslararası faaliyetlerde işbirlikleriyle büyümeyi ve çoğalmayı ve ticari, siyasi, kültürel her alandaki zenginliklerin artmasına katkı sağlayacak bir kesişme noktasındadır." dedi.

Çam, bütün İslam coğrafyasında ve dünyadaki bütün mazlumların yaşamış olduğu sıkıntıların sona ermesi için bütün devletlerin birlikte barışın tesisi için çalışmaya devam edeceğini kaydederek, "Başta Filistin'de ve Gazze'de olmak üzere bütün İslam coğrafyasındaki akan kanın durmasını temenni ediyorum." diye sözlerini tamamladı.

- BAE-Türkiye ilişkileri 51. yıldönümünde

Büyükelçi Zahiri de BAE ile Türkiye arasındaki tarihi ve sağlam ilişkileri kutlamak üzere, ilişkilerin 51. yıldönümünde bir araya gelmiş olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, bu etkinliğin, iki halkı birbirine bağlayan derin kültürel bağlara ve ortak değerlere ışık tutmakta olup, miraslar hakkında bilgi paylaşımı ve anlayışı pekiştirmek için önemli bir fırsat olduğunu dile getirdi.

Zahiri, BAE ile Türkiye arasındaki ilişkilerin son yıllarda ticaret, ekonomi, eğitim ve kültür gibi çeşitli alanlarda artan işbirliğiyle dikkat çekici bir şekilde geliştiğine dikkati çekerek, bugün, kültürlerin çeşitliliğini ve zenginliğini kutlarken, kültürün halklar arasında köprüler kurmanın temel unsurlarından biri olduğunu bir kez daha vurguladıklarını ifade etti.

Büyükelçi Zahiri, bu etkinliğin sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Türkiye'deki dostlarla birlikteyken ulusal kimliklerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturan geleneksel el sanatlarından sanat ve müziğe kadar otantik BAE mirasını yansıtan bir nitelikte olduğunu vurguladı.

Zahiri, bu etkinliğin düzenlenmesine katkıda bulunan tüm taraflara, her iki ülkenin Kültür Bakanlıkları ve Dışişleri Bakanlıkları da dahil katılım gösteren misafirlere teşekkür etti.

Büyükelçi, Birleşik Arap Emirlikleri Kültür Haftası'nın ikili ilişkileri güçlendirmede önemli bir kilometre taşı olacağına ve gelecekte yeni işbirliği fırsatları açacağına inandıklarını söyledi.

Açılış kapsamında halk oyunları, ud ve kanun gösterisi de yapıldı.

- Festival İstanbul'da da düzenlenecek

BAE'nin Ankara Büyükelçiliği, iki ülke arasındaki ilişkiler kapsamında dostluğu ve işbirliğini kutlamak amacıyla bir hafta sürecek Kültür Festivali'ne ev sahipliği yapıyor.

15-16 Eylül'de Ankara'da Başkent Millet Bahçesi'nde ziyaretçilere açık olacak festival, 19-20 Eylül'de İstanbul'un Ümraniye ilçesinde bulunan 15 Temmuz Şehitler Meydanı'nda devam edecek.

Festivalde sanat sergisi, kum sanatı gösterisi, ud ve kanun gösterisi gibi etkinlikler düzenlenirken, BAE'ye ait geleneksel yemekler, kıyafetler ve kültür tanıtılıyor.


Altında yeni rekor! Fed kararı bekleniyor

ABD Merkez Bankası Fed'in faiz indireceğine yönelik beklentiler altın fiyatlarına yeni rekorlar getiriyor. Ons ve gram altın haftaya rekorla başladı.

Küresel piyasalar Çarşamba günü açıklanacak olan ABD Merkez Bankası Fed'in faiz kararına odaklandı. Fed'den 25 baz puanlık faiz indirimi beklentisi devam ederken Avrupa Merkez Bankası ikinci faiz indirimini gerçekleştirdi.

Altın fiyatları da bu gelişmelere paralel olarak yükselişini sürdürüyor. Ons ve gram altın tarihi yüksek seviyelere ulaştı.

Ons altın güne 2578 dolardan başladı. Gün içinde en düşük 2577 dolar, en yüksek de 2589 dolar seviyesi görüldü. Şu sıralar 2586 dolardan işlem görüyor. Ons altında rekor 2589 dolar oldu.

Gram altın güne 2807 liradan başladı. Gün içinde en düşük 2803 lira, en yüksek de 2828 lira oldu. Şu sıralar 2825 liradan işlem görüyor. Tarihi yüksek seviyesi 2828 lira oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: İzinden gittiğimiz, yoluna hayatımızı adadığımız tek insan Resulullah Efendimizdir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünya hayatında kendimize örnek aldığımız, izinden gittiğimiz, yoluna hayatımızı adadığımız tek insan Resulullah Efendimizdir." dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Hz. Peygamber Efendimiz veladetinden vefatına kadar her anıyla yaşantısıyla, sözleriyle, mücadelesiyle, bizler için en güzel örnektir." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığınca Grand Cevahir Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı"nda yaptığı konuşmada gönül coğrafyasındaki tüm kardeşlerine selam gönderdiğini, Filistin'in yiğit evlatlarına, Gazze'nin mazlum ve mahzun evlatlarına ülkesi ve milleti adına en derin sevgilerini ilettiğini ifade etti.

Afrika'dan Asya'ya, dünyanın dört bir ucunda bu gecenin manevi ikliminde ellerini semaya açan, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan Mümin yürekleri canıgönülden tebrik eden Erdoğan, "Böylesine anlamlı bir akşamda kalplerimizi buluşturan, ruhlarımızı ve dualarımızı bir araya getiren Rabbime sonsuz hamdediyorum. Allah'ın selamı Muhammed Mustafa Efendimizin, onun ehlibeytinin, raşit halifelerinin, tüm sahabe-i kiramın üzerine olsun. Sahip oldukları ilimle, hikmetle, irfanla, İslam'a ve Müslümanlara hizmet eden, İslam'ın çağlar üstü mesajlarını gönüllere nakış nakış işleyen alimlerimize, din büyüklerimize de Rabbimden rahmet niyaz ediyorum." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilayi kelimatullah yolunda vatanı ve milleti için fedai can eyleyen tüm şehitlerin aziz ruhlarını rahmetle ve tazimle yad edip, vatanın ve ay yıldızlı al bayrağın bekası için bedel ödeyen gazilere şükranlarını sundu.

Hz. Muhammed'in dünyaya teşriflerinin bir seneidevriyesine daha ulaşmanın bahtiyarlığını yaşadıklarına dikkati çeken Erdoğan, merhum Mehmet Akif Ersoy'un Veladet-i Nebi'yi anlattığı şiirinden mısraları aktardı.

Erdoğan, "14 asır önce, ayın 14'ü gibi parlayan Peygamber Efendimizi bugün bir kez daha büyük bir ihtiramla, hürmetle yad ediyoruz. İnşallah bu gece, salimen vasıl olacağımız taptaze bir şuur ve heyecanla ihya edeceğimiz Leyle-i Mevlid'in Müslümanların yanı sıra tüm insanlık için hayırlar getirmesini temenni ediyoruz. Bu güzel gecenin başta Gazze'deki mazlumlar olmak üzere yeryüzünün farklı köşelerinde ölümle, açlıkla, zulümle ve zalimle boğuşan tüm mazlumların kurtuluşuna vesile olmasını diliyorum." ifadelerini kullandı.

Diyanet İşleri Başkanlığının Mevlid-i Nebi Haftası'nı her sene farklı bir başlık altında idrak ettiğini aktaran Erdoğan, bu yılki programların temasının "Peygamberimiz ve Şahsiyet İnşası" olarak belirlendiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hafta boyunca yurt içinde ve yurt dışında icra edilecek programlarla hep birlikte bu müstesna günlerin feyzinden istifade etmeye çalışacağız. Burada öncelikle şu hususun altını çizmek istiyorum: Hz. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, veladetinden vefatına kadar her anıyla yaşantısıyla, sözleriyle, mücadelesiyle bizler için en güzel örnektir." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazreti Ayşe'nin, Hazreti Muhammed'i tarif ederken "Yürüyen Kur'an" ifadesi kullandığını belirtti.

Hz. Muhammed'in vahiye aracılık etmekle kalmayıp, Kur'an'ı yaşamış ve hayatının her anına tatbik ederek ete kemiğe büründürdüğünü kaydeden Erdoğan, "Rabbimiz Ahzab Suresi 21. ayetinde şöyle buyurmaktadır; 'Ey inananlar, ant olsun ki sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah en güzel örnektir." dedi.

"Kur'an-ı Kerim nasıl insanlık için bir kurtuluş reçetesiyse Muhammed Mustafa'nın hayatı da insanlığın yolunu aydınlatan meşaledir." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Dünya hayatında kendimize örnek aldığımız, izinden gittiğimiz, yoluna hayatımıza adadığımız tek insan Resulullah Efendimizdir. Bizim rehberimiz de önderimiz de uğruna can vereceğimiz maşukumuz da sadece ve sadece O'dur. Rabbim bizlere Resulullah'ın izinde yürümeyi, onun hayatıyla, şahsiyetimizi inşa etmeyi, onun örnek ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin diyorum."

"Efendimizin kılavuzluğunda şahsiyetimizi yeniden inşa edeceğiz"

Erdoğan, bir manevi diriliş fırsatı olarak gördükleri Hz. Muhammed'in veladetinin yıl dönümünün buna vesile olmasını yürekten temenni ettiklerini belirterek, "Diyanet İşleri Başkanlığımızın öncülüğünde tertiplenecek programlarla dünya hayatının gailesi altında yorulan, örselenen, sıkışan kalplerimizi Peygamber efendimizin aşkıyla yeniden pür nur eyleyeceğiz. Bir olmanın, birlik olmanın, mümin gönüller olarak vahdet olma sırrına inşallah bir kez daha ereceğiz. İnsanlar arasından çıkmış en güzel örnek olan efendimizin kılavuzluğunda şahsiyetimizi yeniden inşa edeceğiz." ifadelerini kullandı.

Bu niyetlerle düzenlenecek programların ifasında vazife üstlenen Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarının her birine başarılar dileyen Erdoğan, "Bu vesileyle ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında 'Emri bil maruf nehyi anil münker' şuuruyla tebliğ, tevil ve irşat faaliyetlerinde bulunan tüm kardeşlerimden, hocalarımızdan Allah razı olsun diyorum." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet camiasından bu anlamlı gecelerin ihyasında oynadığı öncü rolü aynı kararlılıkla devam ettirmesini beklediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Şahsiyet inşası tek tek fertler kadar, fertlerden müteşekkil toplumlar için de önemlidir. Şahsiyetini medeniyet değerleriyle, güzel ahlakla yoğuran bireyler, önce ailelerine sonra mensubu oldukları millete, en sonunda ise tüm insanlığa faydalı kişiler olur. Peygamber efendimizin hayatına baktığımızda şahsiyet inşasının üç sütun üzerine bina edildiğini görürüz. Bunlar iman, ahlak ve hikmettir. O, söylediğine ve yaptığına herkesin itimat ettiği Muhammedü'l-Emin'dir. Hiç kimsenin arkasına bakmadan, kalbinde en küçük bir şüphe duymadan canını, malını, namusunu teslim ettiği en güvenilir kişiydi. O insanların en hayırlısı, en takvalısı, en şefkatlisi ve merhametlisiydi. Bununla birlikte efendimiz, cihat meydanlarının muzaffer komutanıydı. Efendimiz, imanla yoğrulmuş bir kalbin, takva ile süslenmiş bir şahsiyetin nasıl bir hayat sürdüreceğini bizzat yaşamış ve bizlere miras bırakmıştır."

Hazreti Muhammed'in, kendi şahsiyetini Kur'an ile inşa ederken, aynı zamanda ümmetinin de şahsiyetini şekillendirdiğini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"En yakın dostları ve ashabı onun izinde yürüyerek kendi şahsiyetlerini kemale erdirmiş ve insanlığa örnek olmuştur. Şahsiyet inşası sadece ferdi bir sorumluluk değil aynı zamanda toplumsal bir görevdir. Şu hakikatin hepimiz gayet farkındayız: Güçlü şahsiyetler, sağlam bir topluluğun teminatıdır. Bireyler ahlaklı, erdemli, merhametli olduğunda toplumda da adalet olur, huzur olur, emniyet olur ve refah olur. Ama tek tek kişiler bozulursa aile bozulur. Aile yozlaşırsa toplum çürür, toplum çürürse devlet çürür, memleket çürür, bütün insanlık zeval görür."

"Bu milleti manen çökertmeye çalıştılar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Millet olarak son iki asırdır çok yönlü, çok ince düşünülmüş bir kuşatmayla karşı karşıyayız. Milletimizin ruh köküyle, kadim medeniyet değerleriyle bağını zayıflatmak isteyenler, yıllardır aynı noktayı hedef alıyor, aynı noktaya hançer vuruyor. Bu milletin iman kalesini çökertmek için hiç olmazsa bu kalede gedik açmak için yıllardır pervasızca saldırıyorlar. Bunu bir dönem camilerimizi kapatarak, ahıra çevirerek, satarak yaptılar. Bir dönem minarelerimizden günde 5 defa yükselen Allahu ekber nidalarını susturarak yaptılar. Bir dönem Kur'an-ı Kerim'leri, ilmihal kitaplarını, elifbaları toplatarak yaptılar. Bir dönem mütefekkirlerimizi, münevverlerimizi, Kur'an talebesi yetiştiren alimlerimizi hapse atarak yaptılar. Bir dönem insanları mülteci, yobaz, takunyalı, tarikatçı, başörtülü, takkeli diye tahkir ederek, fişleyerek kendi öz yurdunda paryalaştırarak yaptılar. Bir dönem imam hatip okullarının kapısına zincir vurarak başörtülü kızları üniversite kapısında ağlatarak yaptılar. Bir dönem Kur'an kurslarına saldırarak, camilere saldırarak 'Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir.' emrine ram olan hocalarımıza saldırarak, yalan ve iftiralarla diyanet camiamıza saldırarak, bu milleti manen çökertmeye çalıştılar."

Bu yıkım projesinde kimi zaman medyanın kullanıldığını vurgulayan Erdoğan, "Kimi zaman sinema, tiyatro, televizyon dizileri kullanıldı. Kimi zaman kaleminden nefret akan sözde aydınlar kullanıldı. Kimi zaman terör örgütleri, marjinal örgütler, ihanet çeteleri kullanıldı. Maalesef kimi zaman da siyaset kurumu, siyasetçiler kullanıldı." dedi.

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada şunu da ifade etmek durumundayım. Artık eskisi kadar olmasa da halen birilerinin bu manevi işgal projesine taşeronluk yaptığını görmekteyiz. Aralarında FETÖ'cü ve bölücülerin de olduğu malum mahfiller bunu son derece planlı, son derece sinsi ve kurnazca yapıyor. Biz bunlardan ülkeye kötülük dışında, nifak ve husumet dışında zaten bir şey beklemiyoruz. Kimileri de millet ve memleket düşmanlarının tuzağına düşerek bu manevi yıkım projesine istemeden destek veriyor. Ülke gündemine gelen bazı hadiseler, bu çehreler tarafından milletle ve milletin inanç değerleriyle kavga vasıtası haline getiriliyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir konuya özellikle dikkati çekmek istediğini söyledi.

Erdoğan, "Bu ideolojik bağnazlık son günlerde öyle vahim boyutlara ulaştı ki cuma hutbesini, hutbede okunan ayet-i kerimeleri hedef almaya başladılar. Kendini bilmezin birisi çıkıyor. Hem de bu ülkenin muhalefet partisi adına doğru düzgün bilgisinin olmadığı dini konularda ahkam kesiyor" ifadelerini kullandı.

"Diyanet teşkilatımıza, hocalarımıza utanmazca had bildirmeye kalkıyor." diyen Erdoğan, "Bunu yaparken de cehaletini gizlemek için Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal'in arkasına saklanıyor, onu paravan olarak kullanıyor. İçinde ne varsa ortaya dökmek yerine Gazi Mustafa Kemal'i hadsizliğine alet ediyor. Buram buram tek parti faşizmi kokan bu ilkellik karşısında maalesef mensubu olduğu parti içerisinden akıl, vicdan ve biraz feraset sahibi hiç kimse itiraz etmiyor, genel başkan dahil hiç kimse tepki göstermiyor." değerlendirmesini yaptı.

Aynı ideolojik fanatizmin 85 milyon olarak herkesin yüreğini yakan Narin Güran'ın vahşice katledilmesi hadisesinde de yaşandığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Birileri daha olayın ilk anından itibaren bu cinayeti bir kamplaşma, bir kutuplaşma aracına dönüştürmek için her yola başvurdu. Oysa ortada vahşi bir cinayet var, ortada masum bir sabinin öldürülmesi var. Ortada kalp taşıyan herkesin içine kor gibi düşen bir ateş var. Fakat buna rağmen kimileri 8 yaşında hayattan kopartılmış bir çocuğun cenazesi üzerinden siyaset yapacak kadar insanlıktan çıkabiliyor. 40 yılda yüzlerce çocuğun kanını akıtan, yüzlerce Narin'i bizden alan, polis, asker, sivil, kadın, yaşlı, bebek demeden binlerce vatandaşımızı acımasızca öldüren bölücü terör örgütünün uzantıları aynaya bakmadan millete vicdan dersi, insanlık dersi verme cüretinde bulunuyor.

Hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bu vahşet öne sürülerek, aile müessesesi hedef alınıyor, dini kurumlar hedef alınıyor hatta ve hatta Diyarbakır halkı ve Kürt kardeşlerimiz hedef alınıyor. Açık söylüyorum, bu vicdansızlıktır, fırsatçılıktır, ikiyüzlülüktür. Bu milleti provoke etmek, toplumun sinir uçlarıyla oynamak demektir. Bu ciğerparelerini şehit vermiş ailelere, çocukları zorla dağa kaçırılmış Diyarbakır Anneleri'ne yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Burada şunu çok net ifade etmek isterim: Masum bir yavruyu alçakça katledenlerden bunun hesabının yargı önünde sorulması, döktükleri her damla kanın burunlarından fitil fitil getirilmesi için gereken her türlü adımı hukuk çerçevesinde atacağız. Tekirdağ'daki alçaklığın da hesabını mutlaka adalet karşısında soracak, bu sabiye işkence eden çukurların da en ağır cezayı almaları için mücadele edeceğiz. Aynı zamanda bu rezil olayların üzerinden bölücü örgütün uzantılarının ve marjinallerin günah çıkarmalarına, milleti kışkırtmalarına, toplumun direği olan aile kurumunu hedefe koymalarına da eyvallah etmeyeceğiz."

" 'Bu gidiş nereye?' dediğimiz günlerden geçiyoruz"

İçinde bulundukları sancılı değişimler çağında medeniyet değerlerini, ortak aklı ve vicdanı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını belirten Erdoğan, "'İnsana ne oluyor?' dediğimiz, 'İnsanlık nereye savruluyor?' dediğimiz, 'Bu gidiş nereye?' dediğimiz günlerden geçiyoruz." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, haya, edep, şefkat ve merhamet gibi hasletlerin günlük hayattan biraz daha çekildiğini, insanı fıtratından kopartan LGBT'vari sapkınlıkların daha önce hiç olmadığı kadar özendirildiğini ve teşvik edildiğini söyledi.

Merhum Arif Nihat Asya'nın "Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet altın devrini yaşıyor/Vicdanlar yarına çıkmadan sakatlanıyor/Diller, sayfalar, satırlar 'Ebu Leheb öldü' diyorlar/Ebu Leheb ölmedi ya Muhammed, Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor." şeklindeki dizelerini okuyan Erdoğan, gerçekten de cehaletin, kibrin, zulmün babalarının kıtalar dolaştığını, kan dökmeye, can almaya ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya doymadıklarını anlattı.

Erdoğan, Müslümanca bir hayata ve duruşa sahip olmanın zorlaştığı, bedel ödemenin ve daha fazla mücadele etmenin gerektirdiği bir dönemde olduklarını kaydederek, şöyle konuştu:

"Sevgili Peygamberimizin hikmet dolu sözlerine, yolumuzu aydınlatan rehberliğine her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Karşılıklı saygı temelinde ön yargılarımızdan uzaklaşmaya, birbirimizi daha iyi anlamaya, birbirimizle empati kurmaya ihtiyacımız var. Millet olarak dayanışmayı daha da yüceltmeye, muhabbeti aramızda daha da güçlendirmeye ihtiyacımız var. İslam kardeşliğine, bizi biz yapan kadim değerlerimize daha sıkı sarılmaya ihtiyacımız var. Bu mübarek geceleri, gönül köprülerimizi sağlamlaştırdığımız müstesna zamanlar olarak görmemiz ve kıymetini bilmemiz gerekiyor. Her ne kadar etrafımızda kan, gözyaşı ve zulüm hakim olsa da geleceğe dair endişelerimizi arttıran müessif olaylar yaşansa da Müslümanlar olarak Allah'tan ümidimizi kesmemekle mükellefiz. Hayatımızın her aşamasında havf ve reca, korku ve ümit arasında daima müteyakkız olmak, Rabbimize sığınmak mecburiyetindeyiz. Bunu başardığımızda hem fert olarak hem de millet ve ümmet olarak Rabb'imizin önümüzde yeni kapılar açacağına yürekten inanıyorum."

Programa katılan din görevlilerinden daha fazla çaba ve gayret beklediklerini dile getiren Erdoğan, "Daha önce de söyledim. Siz irşat vazifenizi layıkıyla yaparsanız kimsenin çamuru size bulaşmaz. Sizler duruşunuzla, tavrınızla, hayatınızla, sözünüzle, davranışlarınızla örnek olursanız gençlerimizle, milletimizle aranızı hiçbir kirli kampanya bozamaz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, din görevlilerinin iman kalesinin muhafızları olduklarını, görevlerinin ağır ve mesuliyetlerinin de büyük olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Rabb'im yar ve yardımcınız olsun diyorum. Rabb'im bu gece, bu hafta hürmetine, habibinin yüzü suyu hürmetine bizi kendi yolundan, sırat-ı müstakimden ayırmasın diyorum. Bu düşüncelerle Peygamberimizin veladetinin yıl dönümünün hepimiz için, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Leyle-i Mevlid'te edeceğiniz duaların, yapacağınız ibadetlerin Allah katında kabul olmasını niyaz ediyorum. İmamlarımızın, müezzinlerimizin, Kur'an kursu öğreticilerimizin, vaizlerimizin, müftülerimizin ve din hizmetleri müşavirlerimizin Camiler ve Din Görevlileri Haftası'nı da bu vesileyle tebrik ediyorum. Diyanet İşleri Başkanlığımıza bu güzel program için teşekkür ediyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum."

Programdan notlar

İlahi dinletisiyle başlayan programda Kur'an-ı Kerim okundu. Mevlid-i Nebi Haftası'yla ilgili hazırlatılan film izletilen programda Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da konuştu.

Erbaş, konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hediye takdim etti.


Rusya ve Ukrayna, BAE aracılığıyla yapılan anlaşmayla 206 savaş esirini takas etti

 Rusya, Cumartesi günü, Birleşik Arap Emirlikleri aracılığıyla yapılan bir anlaşma kapsamında 103 Ukraynalı askeri esirle, eşit sayıda Rus savaş esirini takas ettiğini açıkladı.


Rusya Savunma Bakanlığı'na göre, Cumartesi günü serbest bırakılan Rus askerleri, Ukrayna'nın 6 Ağustos'ta başlayan Kursk bölgesine saldırısı sırasında esir alınmıştı.

Ukrayna tarafından hemen bir doğrulama yapılmadı.

Rusya Savunma Bakanlığı, "Müzakere süreci sonucunda, Kursk bölgesinde esir alınan 103 Rus askeri, Kiev rejiminin kontrolündeki topraklardan geri alındı" dedi. "Karşılığında 103 Ukraynalı ordu esiri teslim edildi."

Bakanlık ayrıca, "Şu anda tüm Rus askerleri Belarus Cumhuriyeti topraklarında bulunmakta olup, kendilerine gerekli psikolojik ve tıbbi yardım sağlanmakta, ayrıca aileleriyle iletişim kurma fırsatı verilmektedir." diye ekledi.

Devam eden çatışmalara rağmen, Rusya ve Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan veya Türkiye aracılığıyla yapılan anlaşmalarla iki buçuk yıldan fazla süren çatışma boyunca yüzlerce esiri takas etmeyi başardı.

Bu duyuru, Rusya ve Ukrayna'nın yine BAE aracılığıyla yapılan bir anlaşmayla üç hafta önce 115'er savaş esirini takas etmelerinden sadece üç hafta sonra geldi.