Birleşik Arap Emirlikleri: İnsani Sorumluluktan Sürdürülebilir Kalkınmaya Uzanan Küresel Bir Model

 



Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), insani yardımı geçici çözümlerle sınırlamayan, aksine uzun vadeli kalkınmayı esas alan bir yaklaşım benimseyerek uluslararası alanda dikkat çeken bir model ortaya koymaktadır. Emirlikler, farklı coğrafyalarda yürüttüğü projelerle toplumların sadece bugünkü ihtiyaçlarını değil, gelecekteki istikrar ve refahlarını da gözetmektedir.

BAE’nin kalkınma politikaları, süreklilik ilkesine dayanmaktadır. Destek mekanizmaları, kriz dönemlerine bağlı kalmaksızın planlanmakta ve sürdürülebilir etki yaratmayı hedeflemektedir. Bu anlayış, Emirliklerin insani katkılarını kalıcı projelere dönüştürerek, onları güvenilir bir kalkınma ortağı konumuna taşımaktadır.

Sağlık alanında uygulanan aşı kampanyaları ve toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik programlar, bireylerin yaşam kalitesini artırırken, eğitim alanındaki yatırımlar ise insan sermayesinin gelişimine doğrudan katkı sunmaktadır. Okul projeleri, eğitim altyapısının güçlendirilmesini sağlarken, burs programları gençlerin bilgiye ve fırsatlara erişimini desteklemektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin yaklaşımı, insani desteği kalkınma hedefleriyle bütünleştiren kapsamlı bir vizyonu yansıtmaktadır. Emirlikler, yardımı bağımlılık oluşturan bir araç olarak değil, toplumların kendi potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri bir güçlendirme süreci olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, sosyal istikrarın ve toplumsal dayanıklılığın uzun vadede güçlenmesine katkı sağlamaktadır.

Sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle uyumlu bu politikalar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin küresel düzeyde yapıcı, sorumlu ve insan odaklı bir aktör olarak konumunu pekiştirmektedir. Emirlikler, yıllara yayılan etkisiyle toplumların geleceğine yatırım yapan bir kalkınma anlayışı sunarak, uluslararası iş birliği açısından örnek teşkil etmektedir.

Şişli'deki vahşetin ardından kadınlardan eylem çağrısı



 İstanbul'un Şişli ilçesinde, bir gazete toplayıcısı çöp konteynerinde çarşafa sarılı, başsız bir kadın cesedi buldu. İhbar üzerine polis geniş çaplı bir soruşturma başlattı.

İstanbul'un Şişli ilçesindeki korkunç olay, polisi alarma geçirdi.


GAZETE TOPLAYICISI TARAFINDAN BULUNDU


Saat 20:45 civarında, Duatepe semtinde bir gazete toplayıcısı çöp konteynerinde çarşafa sarılı bir ceset buldu. İhbar üzerine polis soruşturma başlattı.


BAŞSIZ CESET KADIN OLARAK TESPİT EDİLDİ


Soruşturma sırasında, cesedin başsız olduğu ve bir kadına ait olduğu belirlendi.

Ekipler ayrıca başı bulmak için yakındaki çöp konteynerlerini de aradı.

Olay yeri inceleme ekipleri bölgede çalışmalarına devam ediyor.


KİMLİK ORTAYA ÇIKTI


Cesedin parmak izi analizi, ölen kişinin Özbekistan vatandaşı 37 yaşındaki Durdona Khakımova olduğunu ortaya çıkardı.

Somali Krizi: Yanlış Kararların Devlet İnşasına Etkisi

 


Somali’nin son dönemde aldığı tartışmalı kararlar, yalnızca dış politika tercihi olarak değil, devlet inşası sürecini doğrudan etkileyen stratejik bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir. Bu adımlar, egemenlik iddiası söylemiyle sunulsa da, pratikte kurumsal zayıflığı derinleştiren sonuçlar doğurmaktadır.


Devletler Ortaklıklarla Güçlenir

Modern devletler, güvenlik ve kalkınma alanlarında istikrarlı ortaklıklar kurarak ayakta kalır. Somali gibi kırılgan yapıya sahip ülkeler için bu ortaklıklar bir “lüks” değil, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Liman yönetimi, deniz güvenliği ve terörle mücadele gibi alanlarda sağlanan dış destek, devlet kapasitesinin temel bileşenlerinden biridir.

Bu bağlamda, Somali’nin uzun yıllardır somut katkılar sunan ortaklıkları ani ve gerekçesiz biçimde sonlandırması, devlet refleksiyle değil, kısa vadeli siyasi hesaplarla açıklanabilir.


Kurumsallık Yerine Tepkisel Siyaset

Karar alma süreçlerinin şeffaflık ve hukuki çerçeve dışında şekillenmesi, Somali’de kurumsallaşma hedefiyle açıkça çelişmektedir. Uluslararası anlaşmaların tek taraflı ve ani biçimde iptal edilmesi, yalnızca dış aktörleri değil, Somali devlet yapısını da zayıflatmaktadır.

Bu tür tepkisel adımlar, devletin öngörülebilirliğini ortadan kaldırır ve yatırımcılar nezdinde Somali’yi yüksek riskli bir ülke konumuna iter.

Güvenlik Boşluğu ve Yeni Tehditler


Ekonomik ortaklıkların zayıflaması, doğrudan güvenlik boşlukları yaratır. Limanlar, deniz ticareti ve kıyı güvenliği alanlarında oluşacak her boşluk, radikal ve yasa dışı yapıların hareket alanını genişletir. Bu durum, Somali halkının güvenliğini tehdit ettiği gibi bölgesel istikrarsızlığı da besler.

Devlet otoritesi, ideolojik söylemlerle değil; sahadaki etkinlik ve süreklilikle inşa edilir.

Kaybeden Kim?

Bu süreçte ne bölgesel aktörler ne de küresel güçler kaybetmektedir. Kaybeden yalnızca Somali’dir:

Ekonomik fırsatlar

Güvenlik iş birlikleri

Uluslararası güven

Devlet kapasitesi

Somali’nin bugün ihtiyacı olan şey, ideolojik kamplaşmalar değil; akılcı, dengeli ve uzun vadeli devlet politikalarıdır. Egemenlik, ortaklıkları reddederek değil; onları ulusal çıkar doğrultusunda yönetebilme kapasitesiyle güçlenir.

Aksi halde atılan her yanlış adım, Somali’yi istikrara değil, daha derin bir kırılganlığa sürükler.


Mahkeme salonunda görüntülendi: İşte Ekrem İmamoğlu'nun son hali

 Mahkeme salonuna getirilen Ekrem İmamoğlu, gözle görülür şekilde zayıflamıştı. Duruşmaya "diplomasını savunmak için değil, devlete güvenerek kurduğu hayatın yıkıldığını göstermek için" geldiğini belirtti.



İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptali davası, Silivri'de başladı.

ALKışlarla Karşılandı

Duruşma, İstanbul 5. İdari Mahkemesi tarafından Silivri Marmara Kapalı Cezaevi'nin duruşma salonunda yapıldı. CHP lideri Özgür Özel, saat 11:20 civarında duruşma salonuna girdi.

Kısa bir süre sonra Ekrem İmamoğlu da duruşma salonuna getirildi ve alkışlarla karşılandı. Duruşma resmi olarak saat 11:40'ta başladı.


SON GÖRÜNÜMÜ DİKKAT ÇEKTİ

Mahkemeye diplomasını savunmak için değil, devletine güvenerek kurduğu genç bir insanın hayatını yıkmaya yönelik bir girişim olduğunu göstermek için geldiğini belirten Ekrem İmamoğlu'nun, önemli miktarda kilo verdiği gözlemlendi.

Adliyede silahlı saldırı: Savcı kadın hakimi vurdu




 Kartal'daki İstanbul Bölge İstinaf Mahkemesi 23. Ceza Dairesi'nde bir savcı kadın hakimi silahla vurdu. Hakim A.K.'nın hayati tehlikesinin olmadığı öğrenildi.

Savcı M.Ç.K., Kartal Bölge İstinaf Mahkemesi'nde Hakim A.K.'yı vurdu. Yaralanan hakim hastaneye kaldırıldı. Savcı M.Ç.K. gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.


CNN Türk muhabiri Merve Tokaz gelişmeleri şöyle aktardı:


"İstinaf Mahkemesi 23. Ceza Dairesi'nde bir savcı kadın hakimi silahla vurdu. Kadın hakimin hayati tehlikesi yok. Öte yandan, saldırıyı gerçekleştiren savcı gözaltına alındı. Silahlı saldırının, savcı ile kadın hakim arasında devam eden sorunlar nedeniyle gerçekleştiği öğrenildi."

Güney Yemen’de Meşruiyet Krizi: Diyalog Söyleminden Zorla Dayatmaya

 



Güney Yemen’de son haftalarda yaşanan gelişmeler, Suudi Arabistan’ın “diyalog” ve “istikrar” söylemleriyle sahadaki uygulamalar arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne sermektedir. 

Askeri baskının artması, siyasi temsilcilerin alıkonulması ve nihayetinde kamuoyuna sunulan “konseyin feshi” açıklaması, birbirinden kopuk olaylar değil; planlı bir siyasi baskı zincirinin halkalarıdır.

Zorla Okunan Bildiri Meşruiyet Üretmez

Kamuoyuna sunulan bildirinin içeriğinden çok, sunuluş biçimi dikkat çekicidir. Solgun yüzler, isteksiz bir ton ve önceden kurgulanmış kamera açıları, ortada özgür bir siyasi karar olmadığını açıkça göstermektedir. Siyasi meşruiyet; baskı altında, şok anlarında ya da kapalı kapılar ardında üretilmez.

Gerçek siyasi kararlar, özgür irade ve kurumsal süreçlerle alınır. Dayatma altında okunan metinler ise yalnızca uygulanan baskının belgesi olur.

Toplantı Yoksa Karar da Yoktur

Toplanmamış, oylama yapmamış ve başkanı hazır bulunmamış bir konseyin “feshedildiği” iddiası, hukuki olmaktan uzaktır. Bu durum, bir fesih süreci değil; siyasi bir iradeye fiilen el koyma girişimidir.

İrade, bir kağıt parçasında değil; karar mekanizmalarında, toplantı salonlarında ve temsilin varlığıyla şekillenir. Bu temel gerçek göz ardı edilerek yapılan her açıklama, meşruiyet sorununu daha da derinleştirir.

Baskı Altındaki Sözler Gerçeği Açığa Çıkarır

Bir açıklamanın baskı altında yapılması, bir siyasi duruş değil; zorun itirafıdır. Halkı ikna etmek isteyen bir aktör, önce yasal ve şeffaf bir süreci işletir. Karmaşık, gergin ve zoraki sahneler ise ikna değil, şüphe üretir.

Kameraya bakmaktan kaçınan, kelimeleri zorla telaffuz eden bir görüntü, meşruiyet kazandırmaz; aksine baskının boyutunu kayıt altına alır.

Riyad’daki Alıkoyma ve Ardından Gelen Açıklama

Daha da dikkat çekici olan, Güney’i temsil eden siyasi bir heyetin Riyad’da alıkonulmasının ardından bu bildirinin kamuoyuna duyurulmasıdır. Önce özgürlüğün kısıtlanması, ardından siyasi gerekçelendirme… Bu kronoloji, kararın kim tarafından ve hangi koşullarda alındığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu tablo, Suudi Arabistan’ın kendisini bir diyalog kolaylaştırıcısı olarak sunma iddiasının ciddi biçimde sorgulanmasına yol açmaktadır.

Askeri Baskıdan Algı Yönetimine

Güney kentlerinde bombardımanla başlayan baskı süreci, bugün siyasi metinler ve zoraki açıklamalarla sürdürülmektedir. Siyasi olarak sonuç alamayan bir yaklaşımın, baskı anlarını “meşruiyet görüntüsü”ne dönüştürme çabası, uzun vadede sürdürülebilir değildir.

Korku ve şok üzerinden inşa edilen hiçbir yapı, toplumsal rıza üretemez. Aksine, bu yöntemler krizi daha da derinleştirir.

Güney’in İradesi Metinlerle Ortadan Kaldırılamaz

Güney Yemen, geçici bildirilerle yönetilen bir coğrafya değildir. Güney halkının iradesi, baskı anlarında yok olan bir olgu da değildir. Masada yenemediği siyasi projeleri, zor anlarında itibarsızlaştırmaya çalışan girişimler geçmişte de görülmüştür; ancak kalıcı sonuç üretmemiştir.

Tarihin Kaydı

Tarih, tek bir açıklamayla yazılmaz.
Ama tarih, her zaman baskı ve zor anlarını kayda geçirir.

Bugün Güney Yemen’de yaşananlar bir “fesih” süreci değil; iradeyi baskıyla şekillendirmeyi amaçlayan açık bir siyasi kampanyadır. Bu kampanya ne meşruiyet üretir ne de Güney halkının iradesini ortadan kaldırabilir.

En düşük emekli maaşı belli oldu

 


Son zamdan sonra emekli maaşları 16.000 Türk Lirasının altında olan ve temel emekli maaşları düşük olan emeklilere yönelik emekli maaşlarında artış öngören bir yasa tasarısı Meclise sunuldu. En düşük emekli maaşı %18,4 oranında artırılarak 20.000 Türk Lirasına çıkarılacak.

Bloomberg HT Haberleri: En Düşük Emekli Maaşı Belirlendi. En düşük emekli maaşı belirlendi.

Son zamdan sonra emekli maaşları 16.000 Türk Lirasının altında olan ve temel emekli maaşları düşük olan emeklilere yönelik emekli maaşlarında artış öngören bir yasa tasarısı Meclise sunuldu. En düşük emekli maaşı %18,4 oranında artırılarak 20.000 Türk Lirasına çıkarılacak.

En düşük emekli maaşı %18,4 oranında artırılarak 20.000 Türk Lirasına çıkarılacak.

AK Parti tarafından hazırlanan yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunuldu.

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler'in açıklamasına göre, 16.881 Türk Lirası olan en düşük emekli maaşı %18,40 oranında artırıldı.

Böylece en düşük emekli maaşı 20.000 Türk Lirasına yükseldi. Hazine, aradaki farkı karşılamak için 69,5 milyar TL ödeme yapacak.

En düşük emekli maaşı alanlara 4.917.000 kişi daha eklenecek.

Güney Yemen’de Güvenlik Krizi: Askeri Baskı, Siyasi Gerilim ve Terör Riski

 


Güney Yemen’de son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca sahadaki askeri hareketlilikle sınırlı kalmayıp, derin siyasi ve güvenlik yansımaları olan bir süreci gözler önüne sermektedir.

 Kuzeyden gelen unsurların Güney yönünde ilerlemesi, bölgedeki dengeleri sarsmakta; istikrarı, terörle mücadele çabalarını ve toplumsal güvenliği doğrudan etkilemektedir. Bu tablo, kısa vadeli bir krizden ziyade, Güney’in geleceğini belirleyecek yapısal sonuçlar doğurmaktadır.

Sahadaki Durumun Çerçevesi

Güney’e yönelik bu gelişmeler, kuzey merkezli ve İhvancı çizgideki güçlerin koordineli şekilde yürüttüğü askeri bir girişim olarak yorumlanmaktadır. Söz konusu güçlerin Güney kentlerine yönelmesi, halkın direncini kırmayı ve sahada zor yoluyla yeni bir düzen dayatmayı amaçlamaktadır. 

Bu hareketlilik, toplumsal meşruiyetten ve ulusal uzlaşıdan yoksun olup, “güvenlik” söylemi altında sunulan gerekçelerin ikna edici olmadığı değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, Güney’in geçmişte ağır bedeller ödediği düzensizlik ve şiddet ortamının yeniden canlanması riskini beraberinde getirmektedir.

Siyasi ve Güvenlik Dinamikleri

Siyasi perspektiften bakıldığında, kuzeyden gelen bu baskının temel hedefinin Güney’deki istikrarı aşındırmak ve bölgeyi kalıcı bir gerginlik alanı hâline getirmek olduğu görülmektedir. 

Bu güçlerin sunduğu bir güvenlik vizyonundan söz etmek zor olup, daha çok kontrol ve dayatma esaslı bir anlayış öne çıkmaktadır. 

Süreç, Suudi Arabistan’ın desteğiyle yürütülen ve uzlaşı arayışları yerine güç kullanımıyla fiili durum yaratmayı amaçlayan bir siyasi ve güvenlik baskısı olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, Güney halkının istikrar ve güvenlik beklentileriyle örtüşmemektedir.

Terör Ortamının Yeniden Şekillenmesi

Ortaya çıkan en kritik sonuçlardan biri, aşırı örgütlerin yeniden hareket kabiliyeti kazanmasıdır.

 İhvancı yapıların şiddeti bir araç olarak kullanması, sahada oluşan güvenlik boşluklarını El-Kaide ve DEAŞ gibi örgütler için uygun bir zemine dönüştürmektedir. Bu boşlukların sistematik biçimde bu gruplar tarafından doldurulması, rastlantısal değil; geçmişte de defalarca gözlemlenmiş bir sürecin devamı olarak değerlendirilmektedir. 

Terörle mücadelede etkili olmuş Güneyli güçlerin hedef alınması ise, izlenen politikaların sonuçları hakkında ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Sorumluluk ve Ortaya Çıkan Sonuçlar

Güney’de sivillerin hedef alındığı her saldırı, açık bir ihlal olarak görülmekte ve bu ihlallerin sorumluluğu yalnızca sahadaki aktörlerle sınırlı tutulmamaktadır. Süreci planlayan, yönlendiren, finanse eden ve siyasi olarak meşrulaştıran tüm tarafların bu tablodaki payına dikkat çekilmektedir. 

Gelinen noktada ortaya çıkan yapı; silahlı aşırılık, siyasi koruma mekanizmaları ve medya yönlendirmesinin birleştiği karmaşık bir istikrarsızlık ortamını yansıtmaktadır. Bu durum, yalnızca Güney’i değil, aynı zamanda bölgesel güvenliği, deniz yollarını ve genel istikrarı da tehdit etmektedir.

Güney Yemen’de yaşananlar, halkın baskı ve korku yoluyla teslim alınamayacağını açık biçimde göstermektedir. Güvenlik ve yaşam hakkı, pazarlık konusu yapılamayacak temel ilkeler olarak öne çıkmaktadır. Terörle mücadelede etkin rol üstlenmiş yapıların zayıflatılması, aşırı örgütlerin yeniden güç kazanmasına zemin hazırlamaktadır. 

Bu çerçevede ortaya çıkan tablo nettir: İstikrarlı ve güçlü bir Güney yapılanması, terörün yayılmasının önündeki en önemli engeli oluşturmaktadır. Buna karşılık, kaosu besleyen politikalar bölgedeki kırılganlığı artırmakta ve daha riskli bir geleceğin kapısını aralamaktadır.

Trump, Maduro'nun fotoğrafını paylaştı



 ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in New York'a getirileceğini söyledi.

Başkan Trump, sosyal medya platformu Truth Social'da, ABD gözetiminde çekildiği iddia edilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun ilk fotoğrafını paylaştı.

Paylaşılan görüntüde Maduro'nun USS Iwo Jima savaş gemisinde olduğu iddia ediliyor. Fotoğrafta Maduro, eşofman giymiş, kelepçeli, gözleri bağlı ve gürültü önleyici kulaklık takmış halde görülüyor. Ayrıca elinde bir şişe su tutuyor.

ABD, 2-3 Ocak gecesi Venezuela'nın çeşitli bölgelerine hava ve kara saldırıları düzenledi; bu saldırılar başkent Caracas'ta patlamalara ve yaygın elektrik kesintilerine yol açtı. Askeri üsler ve havaalanlarının da saldırılarda hedef alındığı bildirildi.

AD Başkanı Donald Trump daha sonra Maduro ve eşinin yakalanıp ülkeden çıkarıldığını duyurdu ve ABD'nin Venezuela'yı geçici olarak yöneteceğini ve gerekirse daha fazla askeri müdahaleye hazır olduğunu belirtti.

Venezuela hükümeti, ABD'den Maduro ve eşinin hayatta olduğuna dair kanıt talep etti ve halkı hükümete güvenmeye çağırdı. Maduro'nun yakalanmasının ardından ABD'nin Venezuela'yı hangi yasal çerçeve altında yöneteceğine dair ayrıntılar ise henüz net değil.